» Ümit Yaşar Oğuzcan şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni)

03.06

2018

Yılan Gül ve Adam 1

Hüseyin Özüpekçe

Bu öykü, 06.06.2018 tarihinde günün yazısı seçilmiştir.

Farklıydı diğerlerinden o yüzden dışlanmıştı yılan ülkesinden. Korumacı bir hali vardı diğerlerinin aksine, kimseye zarar vermemişti. Bu durumun yeni doğanlara kötü örnek olacağı söylenir olmuştu. Hemde diğerlerine göre saftı, gözleri de farklı renkte olduğundan onun başka bir canlı olduğuna inanıyorlardı. Bunu fark eden ve kendi ülkelerinde daha fazla kalmasını istemeyen ihtiyarlar kurulu sürgün edilmesine karar vermişlerdi. Bir daha dönmemesi için denizin ücrasında bir adaya bırakılmasına karar verilmişti. İhtiyarlar kurulu bunun için ülkenin koruyucu birliğini görevlendirmişti. Bir kaç gün sonra bir hafta deniz yolculuğundan sonra adaya ulaştılar. Koruyucular adanın etrafına yılan ülkesinin sürgün adası olduğunu belirten filamalarını koyup döndüler. Bu filamaları gören diğer ülke bireyleri buraya asla yaklaşmazlardı çünkü yılan ülkesinin düşmanlığı ile baş edemezlerdi.

Bir defasında başka bir nedenle sürgüne gönderilen birine yardım eden kuş ülkesine öyle bir saldırı düzenlediki yılan ülkesinin koruyucu birliği; beyaz hüzün kuşu, kırmızı gagalı mutluluk kuşu, yeşil ayaklı sabah kuşu, sarı boyunlu huzur kuşu ile turuncu hayal kuşunun nesli tükendi. Diğerleri de yenilgiyi kabul edip ülkelerini yılan ülkesinin egemenliğine bıraktılar. Bunu duyan diğer ülkeler yılan ülkesinin flamasının olduğu yerlere artık yaklaşmama kararı almışlardı.

Sürgün adası diğer adalara pek benzemiyordu. Çok büyük bir ada değildi denize dimdik uzananan kayalıkları vardı. Bir kaç metre sahili olan iki girişi vardı birinci girişe ulaşmak kolaydı ikinci girişe ulaşmak için büyük bir girdap aşmak gerekiyordu. Yılan ülkesi koruyucu birliği girdabı aşamadıkları için egemenliğine aldıkları kuş ülkesinin siyah uzun kanatlı ayrılık kuşuna girdabın üzerinden uçarak filamalarını girdap sahiline dikmesini emretmişlerdi.

Diğerleri dönüş yoluna geçtiğinde mavi gözlü bundan sonra dönemeyeceğini bildiği için adanın içlerine doğru ilerlemeye karar verdi. O bir kaç metrelik sahilin ada içlerine açılan bir Kanyon girişi olduğunu farketti ve ilerlemeye devam etti. Bir süre sonra kayalıklar ve tepelikler bitti uzakta bir kaç ağaç ve bir akarsu görünüyordu. Yine küçük küçük tepelikler vardı ufukta. İlerledi zaten gün batmak üzereydi akarsuya yaklaştı. Çok büyük bir su değildi burası sürgün adası olduğu için birkaç ağaçtan başka canlı yoktu. Bir kaç ağacın da niye burda yaşadığını sonra öğrenecekti. Kıvrık dalları olan ağaca yaklaştı gövdesinin toprakla birleştiği yerde yaşlandı ağaca ve diğerlerine benzemeyen yanından ötürü burda bir başına kalmasına iki damla yaş geldi mavi gözlerinden. Güneş ışıkları kaybolmaya başladı. Sürgün adasında başka canlı olmadığını bildiği halde yalnız kaldığından korkuyordu ama yanılıyordu adada başkalarıda vardı kendisi ve o bir kaç ağacın dışında. Uyumaya karar verdi gün doğunca adanın geri kalan yerlerini gezecek ve evi için yer belirleyecekti.

Yılan ülkesinden sürgün edilen bu yabancıdan habersiz adanın tek çiçeği yavruağzı renkli gülde uyumaya karar vermişti. Gül buraya yine kuşlar ülkesinin yardımı ile gelmişti o zamanlar çok gençti. İnsan ülkesi ülkesine gelmiş yavaş yavaş yok ediyordu gül ülkesini adına tarım dedikleri bir faaliyet için sürekli yer açıyorlardı. Sıra kendilerine geldiği gün yağmur yağmış toprak yumuşamıştı kökünden söküp attı bir köşeye insanlardan birisi. Bu sırada adına çocuk denilen insan yavrularından birisi kafesine tutsak ettiği kuşu ile ordaydı bu çocuk insan ülkesinin kralının oğluydu. Turkuaz umut kuşu sökülüp atılan bu yavruağzı güle üzülmüş bakıyordu öylece. Bir ara çocuk kafesin kilidini açtı bunu fırsat bilen umut kuşu yavruağzı gülü kaptığı gibi gökyüzünde kayboldu ve günler günler dinlenmeden deniz üstünde uçtuktan sonra bu adanın küçük tepeciğine kondu ve tepenin alt kısmında akarsuyun biraz ilerisinde gülün köklerini hemen toprağa bıraktı gagasıyla akarsudan su taşıdı. Akarsudan gülün köküne gidecek bir su yolu açtı ve vedalaştı. Kendi ülkesine dönmek istiyordu. Yılan ülkesinin kendi ülkesini egemenliğine aldığı savaşta başka bir ülke kurmak üzere ortadan kaybolduğu söylendi ve umut kuşundan o günden beri haber alınmadı.

Aradan yıllar geçmişti insan ülkesinin kralı artık o çocuk olmuştu. Umut kuşunu kaçırdıktan sonra başka ülkelere sürekli müdahale ediyordu ama yılan ülkesine gücü yetmiyordu. Yılan ülkesi ile anlaşma imzaladı. Büyük Ağaçlı adanın sınır olmasına karar verdiler. Adanın bir tarafında kalan ülkeler insan ülkesinin, diğer tarafında kalan ülkeler ise yılan ülkesinin insafına kalmıştı artık. İnsan ülkesinin yeni kralı yasakçı biriydi ve aklında tarımdan ve savaştan başka bir şey yoktu. Askerlerini beslemek için sürekli yeni ülkeleri egemenliğine alıyor ve tarım yapıyordu. Kendi ülkesinde insanlara has birçok duyguyu yasaklamış ve insanların çoğuda buna uymuştu. Uymak istemeyenler canından oluyordu.

Adına aşk denilen insan duygusu en çabuk unutulan duygu olmuştu. Yeni kral özellikle bu duyguyu yok etmek istiyordu. Umut kuşunun kaçtığı güne kadar en iyi arkadaşı olan birisi vardı. Aşkın yasak olduğunu bildiği halde sürekli aşkla ilgili sözler söylüyor hikayeler anlatıyor ve insanların yeniden bu duyguya sahip olmasını istiyordu. Kral çocukluk arkadaşının kendisinin emirlerine karşı çıkmasını kabul etmiyordu aslında aşkı anmanın cezası ölüm olsada çocukluğunda en iyi arkadaşı olduğu için ölüm cezası vermemişti. Ancak ülkesinin insanları üzerindeki hakimiyetini kaybetmemek için aşkı anan bu kişiyi zindana attı ancak insanlar arasında kralın hakimiyetini kaybettiği dedikoduları yükselince başka bir yol bulması gerekiyordu. Yılan ülkesine bir elçi göndererek sürgün adasına bu adamın sürülmesi için izin istedi. Yılan adasının ihtiyarlar heyeti kelebek ülkesini kendi hakimiyetlerine vermesi şartıyla kabul ettiklerini iletiler elçi aracılığıyla. İnsan ülkesinin kralı kabul etmişti.

Zindanın kapısı aralandı, adamın elleri bağlandı eşyalarını almasına bile izin verilmemişti. Kral onun öldürüldüğünü duyurdu ülkesinde, adam birkaç metrelik sahilde bırakıldı insan ülkesinin askerleri tarafından ve hayatının sonuna kadar burada kalacağını biliyordu. Yılan ülkesinin bu sürgün adasını daha önce duymuştu. Yürümeye başladı kayalıklar bitti gözüne ilerdeki ağaçlar takıldı. Bir süre yürüdü akarsuyun kenarında durdu. Biraz su içti çevreye baktı. İnsanlar adına ev denilen yerlerde yaşadıkları için bir ev yapabilecek bir şeyler aradı fakat ufukta bir kaç ağaçtan başka bir şey yoktu. Onları ev yapımında kullansa adada hiç bir şey kalmayacaktı üstelik bunlar meyve ağacı olabilirdi uzaktan anlaşılmıyordu. Biraz dinlenmek için daha önce yılan ülkesinin sürgüne gönderdiği mavi gözlü yılanın altında uyuduğu ağaca vardı sırtını yasladı. Kıvrım kıvrım dalları vardı ağacın adam daha önce ağaç ülkesini görmüştü ama bu ağaç gibisini daha önce görmemişti.

Adam akşam olmadan kendine bir yer bulmalıydı insanlar uzun zamandır dışarda kalmaya alışık değildi. Akarsuyu güneye doğru takip etti. Yılan ve adamın adaya sürgün edilmesi birbirini takip eden günlerdi. Yılan sabah olunca akarsuyun kuzey yönünde gitmişti adayı keşfetmek için. Bir süre sonra adam adaya bırakılmıştı. Güney yönünde ilerlerken ilk tepeciğin ortalarında bir kuytuluk çarptı gözüne. İncelemek için çıktığında girişi çok dar ama aşağı yukarı adanın geri kalanını gören bir yerdi. İçeri ilerlediğinde daha geniş bir alan karşıladı kendisini. Üstelik bir kaç kaya arasından ışıkta giriyordu içeri buraya yerleşmeye karar verdi.

Sonra sahile indi tekrar sahile vuran ağaç parçalarını topladı evine çıkardı birazda kuru ot topladı onlarıda evine çıkardı. Uzakta gördüğü ağaçların yanına vardı üç tane büyük bir tane küçük ağaç vardı. Ağaçlarda değişik değişik meyveler vardı. Kırmızı görünen meyve ağacına doğru yöneldi büyük büyük meyveleri vardı. Bir tane kopardı evine doğru yola koyuldu. Eve geldiğinde nerde uyuyacak karar vermeliydi. Girişi dar bu evin insan ülkesindeki adı mağara idi. Evin dar girişinden sonra dairesel bir alanı vardı birde iki tarafında hafif girintili iki alan vardı. Işıklar bu alanların üstündeki kayalardan süzülüyordu içeri. Daha fazla ışık gelen yerde yakmaya karar verdi ateşi. Önce kuru otları bir araya getirdi daha sonra ince ve kuru olan iki odun parçasını birbirine sürtmeye başladı epey zaman sonra odun parçalarından birisinden duman çıkmaya başladı kuru otları bu duman çıkan yerin üzerine koydu elleriyle otları sıkıştırdı ve yavaş yavaş kuru otlara doğru nefesini gönderdi. Az sonra mavi kırmızı alev yükseldi. Ateşini yere bıraktı ve sahilden topladığı odun parçalarını ateşin üstüne koymaya başladı. Daha gün batmamıştı ve odunların hepsini kullanmak istemiyordu. Ateşin yanında durdu bir süre sonra meyvesi aklına geldi. Kırmızı büyük meyveyi aldı tadını bilmiyordu. Isıtmak içinde çok büyüktü. Evin dışına çıktı küçük sivri bir taş bulup geri döndü. İncecik bir kabuğu vardı meyvenin tamamen yuvarlakta değildi. Bir tarafından taşını sapladı. Bir parça kopardı meyvenin suyu parmak aralarından akıyordu. Sarımsı renkli küçük küçük çekirdekleri vardı ve şekerli olsada ekşimsi tadı hoşuna gitmişti. Akarsuya gitti ellerini yıkadıktan sonra biraz su içti evine döndü. Bu sırada gün ışığı epey zayıflamıştı. Kuzey yönde giden mavi gözlü yılan da dönüş yolunda ilk gün altında uyuduğu ağaca varmak üzereydi. Adam ateşinin üzerine biraz daha odun parçası koydu bir süre sonra alevler içeride değişik değişik gölgelerin oluşmasını sağlamıştı. Bu sırada mavigöz biraz su içtikten sonra ağacın yanına gelmişti. Tam uyuduğu yere gelmiştiki ilerideki tepeciğin ortalarında kayaların olduğu yerde küçücük bir ışık ilişti gözüne önceki gece bu ışığı görmemişti. Karanlık çöktükçe ışık daha görünür hale geliyordu. Korkmaya başladı kendi ülkesinde korku bilinmezdi. Ağacın diğer yanına geçti ve iyice sakladı kendini ama merakını yenemediğinden arada bir ışığa doğru bakıyordu.

Tüm bunlardan habersiz yavruağzı renkli gül ise aklında umut kuşu ve insanların yok ettiği ülkesi hüzünlüydü akarsuya bir kaç damla gözyaşı düştü. Eylül ayında doğmuştu bu nedenle kendisine gül değil eylül demeyi tercih ediyordu.

Ertesi gün üç yabancının hayatları değişecekti.



Hüseyin Özüpekçe

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Öykü için yorumlar

Bu öyküyü sevdim diyenler

Yazarın son 10 yazısı

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri