» Sunay Akyn şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni)

18.05

2018

Cellat

Zübeyde Yalçınkaya

Bu öykü, 28.05.2018 tarihinde günün yazısı seçilmiştir.

Padişah,
- ' Bostancıbaşı! Götürün şu mendeburu Balıkhane Kasrı'na.' diye seslendi. Padişahın söylediği bu cümle, Arz Odası'nın duvarlarında yankılandı. Ve padişahın karşısında duran suçlu genç bir anda buz kesildi ve ölümün soğuk nefesini boynunda hissetti. İdamlık mahkûm olan genç önce bostancının kollarında bu kasra gönderildi. Sonra ise burada akıbetini beklemeye başladı.
Balıkhane Kasrı idamlık mahkûmların idam edilmeden önce üç gün bekletildikleri bir zindan olup bu mekân Gülhane Parkı'nın sahile yakın kısmında bulunan kızıl renkli, büyükçe bir kasırdı. İşte bu kasırda belki de genç ömrünün son üç gününü yaşayacaktı. Gencin her saat başı tedirginliği artıyor ve üzüntüden genç halden hale, renkten renge giriyordu. Geceleri yatamıyor ve her an dua ediyordu. Hatta saçları üzüntüden beyazlamaya başlamıştı. Elleri ve ayakları hatta başı bile sebepsiz yere oynamaya... Genç stresten tırnaklarını yiyordu. Hatta öyle bir hal aldı ki durumu neredeyse aklını yitiriyordu. Normal geçen bir zaman ölecek bir insan için olduğundan daha hızlı geçiyordu. Sonunda beklenen zaman gelmişti. Gencin akıbetinin ne olduğu... Padişahın gençle ilgili olan kararını anlık bir öfkeyle verebilmesi ihtimaliyle Divan-ı Hümayum'da gencin suçu tekrar görüşülmüş ve bunun sonucunda bir karara varılmıştı. Kararın sonucu üçüncü gün gencin yanına giden bostancının elindeki tepsiden anlaşılmaktaydı. Tepsi içinde kırmızı bir kadehte şerbet vardı. Ve bu onun durumun kötü olduğunu gösteriyordu. Genç ilk yudumu zoraki içti. Şerbeti o kadar yavaş içiyordu ki, onun bu halini gören bir serçe su içiyor sanabilirdi. Adam şerbeti içti ve bittiğinde artık her şey onun için geçti. Tek şansı vardı o da cellada yalvarmak. Evet, evet ona yalvarmalıydı. Hem cellat değil miydi onun canını alacak kişi... Belki o, onu affederdi. Genç, cellada yalvarmaya başladı. Ama cellat sağır ve dilsiz olduğu için sadece onun yüzüne bakıyordu. Genç,
-Çok sevdim. Padişahın cariyesini çok sevdim. Onunla padişahın izni olmadan evet evlendim. Ama senin de bir kalbin var, aşk nedir bilmez misin? Halden anlama mısın? Hem beni öldürüp de ne yapacaksın. O hamile ve çocuğum yetim kalacak. Bu senin yüreğini yumuşatmaz mı? Hadi ne olur bırak beni gideyim. Yalvarırım kıyma bana, dedi. Ama cellat için o da her suçlu gibi bir suçluydu. Ve emir padişahtan gelmişti ve bu emrin üzerine hiçbir emri tanımazdı. Ayrıca affetse ne olurdu ki... Kendi de emre uymadığı için öldürülürdü. Cellat adamı kavradığı gibi cellat çeşmesine götürdü ve boynunu hiç acımadan bedeninden satır yardımıyla ayırdı. Ve hiçbir şey yapmamış gibi çeşmede bıçağını yıkadı. Ve gencin başın bura da sergilenmesi için bıraktı.
Cellat için sıradan bir baş olan gencin başı geceleri rüyasına girmeye başladı. Genç ondan hakkını istiyordu. Çocuğunun hakkını. Artık bu durum dayanılmaz bir hal almıştı cellat için. İnsanların başını artık kesemiyor, hata onların haline acıyordu. En önemlisiyse kendini padişahın bir koruması gibi değil, cani ve katil olarak görüyordu. Sonunda bünyesi bu duruma dayanamadı ve kalp krizi geçirerek öldü. Ve onu isimsizler mezarlığına gömdüler. Başına yazısız bir taş koydular. İşi burada böylelikle belli olmasın diye.


Zübeyde Yalçınkaya

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Etiketler: cellat-aşk-ölüm

Öykü için yorumlar

Bu öyküyü sevdim diyenler

Yazarın son 10 yazısı

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri