» Sunay Akyn şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni)

09.05

2018

Güyük

Zübeyde Yalçınkaya

Bu öykü, 11.05.2018 tarihinde günün yazısı seçilmiştir.

O dünyaya geldiği gün dünyanın şeklinin değişeceğini hiç kimse tahmin edemezdi. Evet, ilk kez kötülüğün dünyaya gelişi değildi. Öncelerden de muhakkak kötülük dünyaya gelmişti, ama böylesi hiç görülmemişti. Önce güneş tutuldu, sonra Tamtuk adlı bilinen o sönmüş dev ateş dağı tekrar yanmaya başladı. Dahası şifa olarak bilinen Yula adlı su birden sebepsiz yere kurudu. Tabi bir de ara ara olan depremler yerlerde yarıklara neden oldu. Bazı dağlar yıkıldı, bazı hayvanlar bilinmeyen sebeplerden telef oldu. İşte tam o dünyaya geldiği sırada.
Tomris Hatun onu dünyaya getirmek istemiyordu. Çünkü Hatun rüyasında Odana görmüştü. Melek ona,
-Üzülme sen o zalimin yaptığı zulümlere tanık olmayacaksın, dedi. Ve Hatunun karnını parmağıyla göstererek, işaret etti. Sonra,
- Ey zalim soyun kurusun, dedi. Kadın rüyadan kan ter içinde uyanmıştı. Ve durumu Camanbay'a anlattı. Camanbay,
- Bu çocuk kabilemize felaketler getirecek. Ama bizde Hakan kanı dökülmez. Doğsun bakalım onu dünyaya getirenin onunla ilgili planları vardır. Ve hiçbir zulüm sonsuz yıl sürmez, dedi. Hatun'un içi bu sözlerden sonra rahatlamıştı.
Hatun'un hamileliği sırasında günler hızlıca geçiyordu. Aylar gün gibi, günler saat gibi, saatlerse saniye gibi geçiyordu. Ve beklenen zaman gelmişti. Çocuk ayı gibi böğürerek dünyaya gelmişti. Çocuğun alnının tam ortasında tek gözü vardı. Vücudu normal bir çocuktan kat kat daha fazla iriydi. Dahası göbeği bir küçük fil göbeğini andırıyordu. Saçları fırça gibi sertti. Belki inanmayacaksınız çocuğun ağzında birkaç diş bile vardı. Bu haliyle çocuk küçük bir canavara benziyor desek abartmış olmayacağız.
Çocuk dünyaya gelirken onu doğurmakta zorlanan Hatun doğum sırasında fazla kan kaybettiğinden öldü. Ki bu yüzden melekler ağladı ve bir yandan da bu duruma sevindiler. O melek gibi olan kadın bir daha kimseye iyilik yapamayacaktı. Ama olsun! O iyilik meleği kadın bu zalim çocuğun yapacağı zulümleri görüp üzülemeyecekti de.
Çocuk normal insana göre çabucak büyüyordu. Tuhaftır altı aylıkken ayakları üzerinde durmaya başladı. Yedi aylıkken cümle kurmaya. Dahası elinden bir şey kurtulmuyordu. Hayvanları boğazlıyor ve onları dişleriyle didik didik edip bir tarafa fırlatıyordu. Yaşıtı olan çocuklara göre beş yaş ilerde hareket ediyor ve kendinden yaşça büyük olanları dize getiriyordu. Ona herkes Güyük diyordu. Ve onu uzaktan görenler Güyük geliyor deyip, saklanırdı.
Güyük, normal bir insanın beş katı yer, beş katı güçle hareket ederdi. Birinin elini sıksa muhakkak onu kırardı. Neşelenip kimsenin sırtına vursa o insan kesinlikle oracıkta can verirdi. Onun tek gözü olduğu halde her şeyi herkesten daha önce görüp, fark ederdi. Güyük en çok güvercinleri boğazlayıp, onların kanını içmeyi severdi. Çevresindekiler güvercinler için üzülse de ona korkudan bir şey diyemezlerdi.
Güyük'ün zulmü yaşı ilerledikçe ortaya çıkıyordu. Güyük güçlü olduğu için insanları köle gibi kendi hesabına çalıştırmaya başladı. Herkes tüm yiyeceğini ve içeceğini ona veriyor, onun için savaşıyordu. Dahası kimse o istemiyor diye evlenemiyor, çocuk sahibi olamıyordu. Hastalar ve yaşlılar Tamtuk'a götürülüp orada ölüme terkediliyordu. Bir bebek mi dünyaya geldi işte o çocuğun başı Güyük tarafından koparılıyordu. Çocuğun annesi ve babasına gelince onlarsa bir ağaca bağlanıp Güyük tarafından süngü ile bedenlerine kesikler çizilip, küçük parçalar halinde etleri çekiliyordu. Bazen bununla yetinmeyen Güyük sözünden çıkanların derilerini soyup kendisi için davul ya da yelek yaptırıyordu. Güyük bebekler dışında kimsenin canını hemen almazdı. Onlarla bir yırtıcı hayvanın avıyla oynaması gibi oynardı. Bazen öyle şeyler yapardı ki bunu ancak bir hayvan yapar lafını dedirttirirdi. Avının gözlerini elleriyle çıkarır, burnunu ya da kulağını dişleriyle ısırarak koparttıktan sonra iğrenç bir kahkaha atardı. Bu kadar zalim birini öldürecek hiçbir yol yoktu. Derisi bir ejderha derisinden daha kalındı ve bıçak işlemezdi. Bir kez onu öldürmek isteyen birinin kılıcı Güyük'un vücuduna değdiğinde eğilmişti. Çünkü Güyük hem lanetliydi hem de kara güçlerin koruması altındaydı. Bu nedenle onun doğaüstü güçleri de vardı. İstediğini diriltebiliyor, istediğini öldürebiliyordu. Ta öteden söylenen sözleri bile işitebiliyordu. Bu yüzden kimse onun hakkında gizliden gizliye bile konuşamıyordu. Ki değil insanlar hayvanlar bile bunu yapamıyordu. Çünkü o hayvanların konuşmasını bile anlıyordu.
Güyük'ü kabile için öldürmek isteyen genç onun kımızına zehir koydu. Fakat bu zehir onu öldürmek yerine ona daha fazla güç verdi. Bunun üzerine o genç onun öldürülemeyeceğini anladı. Bir çare arayan o cesur genç insanlarının selameti için Karlık dağında yaşayan Akşaman'ın yanına gitmeye karar verdi. Fakat yola çıkmak çok tehlikeliydi. Çünkü Güyük onun kabileden ayrıldığını fark eder etmez arkasına adamlarını yollar, onu yakalatır ve işkenceyle öldürtürdü. İşte bu yüzden gideceğini kimseye söylemeyen genç Güyük'ün uyuduğu vakit kabileyi terk etti. Yolda ayak izleri çıkmasın diye suyun içinden dağa doğru yürümeye başladı. Sonra su kenarında beyaz alageyik gördü ve ondan yardım istedi. Geyik önce yardım etmek istemedi. Çünkü Güyük bunu öğrenirse onu öldürürdü. Ama zulüm altında yaşamakta bir ölüm değil miydi? Bu nedenle geyik onu sırtına aldı ve dağa tırmandı. Adam sabah olduğunda Akşaman'ın yanına gelmişti. Akşaman ona,
-Geliş sebebini biliyorum dedi. Şu simurgun tüyünü al o sana ölümsüzlük katacak dedi. Şu kutsal kımızı bedenine ve kılıcına sür dedi. O seni kılıç işlemez bir hale soktuğu gibi kılıcını da keskin ve kırılmaz yapacaktır, dedi. Sonra,
-Şu kadın gözyaşlarını al, bu Güyük'ün annesinin gözyaşları. Bunu Güyük'ün gözüne damlat. Onlar onu kör edecek. İşte bu sırada kılıcını onun gözüne sok. O bir hayvan gibi başını sağa sola vurarak acıdan ölecek. Ha bir de şu kurt sütünü al. Onu Güyük'ün kımızına kat. Bu onu bir bebek gibi uyutacak. İşte tam o sırada sen onun gözüne şu şişedeki gözyaşlarını dökmeyi unutma, dedi. Ve Akşaman ateşin içine girip yok oldu. Yiğit gördükleri ve duydukları karşısında şaşırdı. Ama biran evvel kabilesine dönmeliydi. Güyük onun yokluğunu öğrenirse tüm planlar altüst olurdu. Yiğit köye sandığından erken döndü. Bir gece süren yol dönüşte Akşaman'ın tılsımıyla bir saat bile sürmemişti. O kabileye geldiğinde kabiledekiler daha yeni yeni uyanıyordu. Yiğit çok sabırsızdı ve akşamı iple çekiyordu. Çünkü deli gibi Sibel adlı kıza aşıktı ve onunla asla bir araya gelemiyordu. Sıkıysa gelsin! Bu durumu öğrenen Güyük onları sağ koymazdı. Ama bugünden sonra aşk kazanacaktı. Güyük ölecekti ve herkes selamete erecekti. Evet beklenen vakit gelmişti. Güyük'ün kımızına Yiğit kurt sütünü koydu. Ve sonra Güyük uyurken onun gözüne annesinin gözyaşlarını döktü. Ve kılıcını onun gözüne batırdı. Acı ile ayağa kalkan Güyük bir ayı gibi böğürdü. Başına o ağaçtan bu ağaca vura vura öldü. Güyük'ü asıl öldüren annesinin merhametinde pişen gözyaşlarıydı, onun gözüne giren kılıç darbesiyse bahanesiydi.


Zübeyde Yalçınkaya

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Etiketler: kötülük-anne-şaman

Öykü için yorumlar

Bu öyküyü sevdim diyenler

Yazarın son 10 yazısı

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri