» Ümit Yaşar Oğuzcan şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni)

20.11

2017

Didim'e ne oldu

Ozan Muhammet Candan

Bu öykü, 26.11.2017 tarihinde günün yazısı seçilmiştir.

Geçen gün yolumun üzerinde olmamasına rağmen bir uğrayayım istedim, uzun zaman olmuştu, hem bir kaç eski dostu görür, hem de hasret gideririm, diye düşündüm, anlata anlata bitiremiyorlar Didimde yapılanları!

Tanıdık yollardan ilerledim arabamla, Dalyan kavşağından sağa kıvrılıp, taşlı yoldan ilerledim, benim çocuğun deyimidir, taşlı yol, yani, Akköy oluyor orası.

Yol kenarından görülebilen bir çok tarihi taş ev restore edilmiş, o tarihi taş yol kenarında bulunan kaldırımlar genişletilmiş, yol üstündeki dükkanlara bir kimlik kazandırılmış, ilk bakışta belli oluyor, yol tek gidişe çevrilmiş, harika olmuş!

Bir sürü cafe açılmış sağlı sollu, hepsi çok klas görünüyordu, dönüşte burada da vakit geçirmek gerek. Zaman harcamaya değer güzellikler eklenmiş tarihi köye, ara sokaklar bile insan doluydu, küçük bir köyden daha çok, küçük bir tarihi kent oluşturulmuş!

Jandarmanın önünden salındım aşağıya doğru, oda ne, bir çift yol yapılmış girişe, hele o ağaçlandırma ve aydınlatma direklerinin görselliğini bir görseniz, daha iyisi olamaz, dersiniz! Az sonra Taş Buruna ulaştım...

Öyle şaşırdım ki, ne kadar da değişmiş Taş Burun, balıkçı barınakları, tekne bakım atölyeleri sıralanmış bir sürü, tam bir renk cümbüşü. Bir sürü spor aktivite alanları yapılmış, yelkenli, paraşütlü müthiş bir hareket var deniz üzerinde ve etrafında yani. Yolun sağ tarafına, açılmış olan restaurant ve cafeleri görünce uzun zamandır uğramamış olmanın üzüntüsünü yaşamadım dersem yalan olur.

Hepsi ayrı bir tarzı yansıtıyor, seçenek bol yani, öyle tek düze hayal etmeyin, ufkunuzu genişletin.
Burada bir akşam üstü gün batımını da izlemek lazım, nasip kısmet artık...

Hemen çektim sağa, aylardan Aralık olmasına rağmen, dolmuş taşmış tüm cafeler, yer bulamayacağım diye korkmadım desem yalan olur. İtalya'nın Sorrento kasabası halt etmiş bu güzellik karşısında!

Emeği geçenleri gidip makamlarında kutlamak gerek, tebrik edilmeleri lazım!

Kim demiş, Didim güzelleşmez diye, gözlerimle gördüğüm bu girişteki güzellikler karşısında şaşırmaktan başka bir şey yapamadım.

Odun ateşinde yapılmış nefis bir Türk Kahvesi yudumladım, enfes bir lezzet, yolunuz düşerse mutlaka siz de mola verin Didim girişinde Taşburunda, bu güzel lezzeti ve daha fazlasını hem tatmak, hem yaşamak sadece sizin elinizde...

Kahve molası sonrası, atladım arabama, Didime doğru ilerlemeye başladım, o da ne inanılır gibi değil, yolun sahil kısmında, yani sağ tarafta, yürüyüş ve koşu yolu yapılmış, ayrıca bisiklet yolu, ikisi bir arada, düşünebiliyor musunuz, bir çok kentte böyle bir şeye rastlamak kolay değil. Bir de sağda solda okuruz veya görürüz, bir gezi programında izlemiştim, Hollanda'nın bisiklet yollarını, bu çalışmaların yanında onlar solda sıfır kalır!

Bu kadarını gerçekten beklemezdim, özellikle bu çalışma beni gerçekten şaşırttı, inanılır gibi değildi...

Aman Allah'ım bu o bildiğimiz orman kampı mı, yoksa başka yerde imalatını yaparak buraya mı, oturtuldu? Yok, yok, bu kadarına gerçekten inanamıyorum, enfes bir çalışma ortaya çıkarılmış, karavanlar sıralanmış yan yana, ben diyeyim yüz tane, siz daha fazlasını düşünün, karavan cenneti olmuş o atıl durumdaki, bildiğimiz orman kampı!

Yalı Köy tarafından bir üst geçit yapılmış orman kampına, zaten girişte oradan verilmiş kamp alanına, oradan girecektim, kaçırdım, ben böyle bir görselliğe çoğu yerde rastlamadım, kavisli bir üst geçit yapılmış kampa giriş için, dedim ya, insanı büyüleyecek kadar güzel olmuş, çok beğendim.

Az ileriden dönüp gireyim diye düşünürken, Vettur Sitesinin oradan da bir giriş olduğunu fark ettim, hemen kıvrıldım oradan, sahil kenarına sıfır güzel bir yol olmuş, zaten tek yön yapmışlar ve tek araçlık...

Öyle, sollama filan yapmaya da gerek yok, hız sınırı otuz km, tüm sürücüler de bu kurala uyuyor, yolun sağ yanı begonvillerle donatılmış, palmiye ağaçları ve aralara serpiştirilmiş mini cafeler harika bir görüntü oluşturmuş. Bir kaç noktada cep parklarda var.

Yani, canın ne zaman sıkılsa, git oraya denizin kokusunu mis gibi çek içine, ruhun tazelensin...

Orman kampına girdim, nerede benim bildiğim orman kampı, nerede şu an girmiş olduğum yer, yollar yapılmış, parke taşları rengarenk, bordür taşları bile özenle boyatılmış belli, girişteki aydınlatma direkleri buraya da yapılmış, sanırım buraya özel imal ettirilmiş, ilk kez böyle şeyler gördüm...

İçeride biraz ilerleyip park ettim, bilenler bilir, çok büyük bir yer değil, yapılan güzelliklerle daha da özelleştirilmiş. Hani karnım aç olsa, bu görselliğin içine serpiştirilmiş restaurantlardan birinde bir şeyler atıştırır öyle giderdim, iştahımı açtı burası, mutlaka uğramalısınız!

Mavişehir tarafına doğru sürdüm aracımı, yok artık, bu sağ tarafta yapılmış olan yer bizim Mavişehir Pazarı mı, inanamıyorum. Adamlar resmen camdan koca bir küre oturtmuşlar oraya, sol taraftan yapılan üst geçit de oraya bağlanmış, zamanında az insan ölmemişti bu yolda, bu kadarı da çok fazla dedim içimden, sağa park edip aracımı, birkaç resim çektim.

Şu küçük Didim turunu bitireyim, hem bloğumda, hem sosyal medyada güzel bir paylaşım yaparım diye düşünüp, çalıştırdım tekrar aracımı.

Denizli öğretmenler sitesi kavşağına geldiğimde sanki bir dünya kentine geldiğimi sandım, yol oradan üste alınmış, Abalı Kavşağına kadar oradan ilerledim, ilçeden çıkış yapanlarla, giriş yapanlar ayrı yollara yönlendirilmiş, inanılır gibi değil!

Tam kavşağa girecektim, son anda fark ettim, şehrin tepesine kocaman Didime hoş geldiniz yazmışlar, İngilizce ve Türkçe! Ben böyle bir şeyi, sadece Holywood filmlerinde görmüştüm, pes doğrusu!

Oda ne, teleferik mi? Hadi canım, Didim ve teleferik olacak şey mi? Dayanamayıp, kırdım direksiyonu teleferik yoluna, mutlaka görmeliydim, görmesem olmazdı...

Adamlar, resmen aşmışlar artık, cidden, sağdaki liman yolundan ayrılınca bir teleferik merkezine ulaştırdı yol beni. Park alanına attım benim yadigarı, bu arada yadigar, aracımın adı, onu da tanıtmış olayım yeri gelmişken. Lafı uzatmayayım, yine kalabalık ortalık, bu aylarda bu kadar kalabalık, inanılır gibi değil, asansöre binmek için bir on dakika bekledim, tabi meraktan da öleceğim!

Didim'de bir teleferik var ve ben ona bineceğim. Neyse, bindik teleferiğe sıram gelince, yolculuk başlar başlamaz heyecanlanmaya başladım, tarihi Apollon Tapınağı üzerinden geçirmişler hattı, tepeden müthiş bir görüntü ve ben bunu yaşıyorum, sadece bazı resimlerde görmüştüm bu alanı bu şekliyle, büyülenmedim dersem yalan olur!

Koca bir şehir ayaklarımın altında düşünebiliyor musunuz, ben kötü yolları olan bir Didim'de dolaşmayı düşünürken, kuş bakışı şehir turuna çıktım, tek kelimeyle enfes!

Teleferikte burada yaşayanlar konuşuyordu biraz kulak misafiri oldum, hat Mavişehir ve Fevzi Paşaya kadar uzatılacakmış!

Tüm şehrin tam ortasından ilerliyor teleferik hattı, deniz manzarası, şehir manzarası hepsi bedava! Bir de Bodrum, Çeşme, Kuşadası derler, siz asıl yeni Didim'i bir görün, ondan sonra konuşun dedim içimden!

Düşünsenize, Didim'in girişinden bindim, Altınkum'da indim ve enfes bir manzara eşliğinde yaptım bu yolculuğu, ben Didimi yeşillikten uzak bir yer olarak bildim hep, yukarıdan bakınca yapılan yeşillik çalışmalarına da şahitlik etmiş oldum.

Kente resmen yeni bir kimlik kazandırılmış! Duruşu, bakışı, giyimi kuşamı değişmiş yakışıklı bir jönle karşılaştım dersem abartmış olmam! Bu asırlık kent, gençleştirilmiş, makyajı tazelenmiş, dedim ya bir jön yaratılmış!

Altınkumu kaldırmışlar yerinden, yerine yenisini koymuşlar, hangi birini anlatayım ki size şimdi, yapılan yol çalışmaları, sokak çalışmaları, aydınlatma direklerindeki estetik ve güzellik, en arka sokaklar bile işler hale gelmiş, bu tarihte, her sokağında turistler dolaşıyor inanamıyorum!

Oluşturulan şairler, yazarlar sokağında yıl boyu faaliyetler varmış, her hafta bir yazar veya şair konuk olarak katılıyormuş! Öyle sıradanları değil, geçen hafta burada olsaymışım Yılmaz Özdil varmış mesela, ressamların en elitleri konukmuş, yine her hafta bir tanesi oradaymış, el sanatları ve sanatçılar sokağı tam bir görsellik sunuyor insana. Öyle, sadece incik boncuk işleri değil yani, ahşap, toprak, metal işleri yapan el sanatları ve çalışmaları gördüm, belki abarttığımı düşüneceksiniz ama gelin ve görün, çok daha fazlasını bulacaksınız, bundan emin olun!

Üstü açık zaman geçirme mekanları oluşturulmuş kısacası, çoğu Avrupa tatil kentlerinde göremezsiniz bu tür şeyleri, sanki sihirli bir değnekle dokunmuşlar Didime ve eski Didim gitmiş, yerine yenisi montajlanmış!

Yukarıdan teleferikte dikkatimi çekmişti, aklıma gelmişken ondan da bahsedeyim, o Didim'in eski yıpranmış apartmanları, boyasız, delik deşik, dökülmüş şehir gitmiş yerinden, ne güneş enerjisi vardı çatılarda görünen, ne çanak anten, ne de klima ünitesi, bana birisi Didim'i hayal et ve yeniden yap dese, bu kadarını hayal bile edemezdim! Yollar rengarenk parke taşlarından yapılmış, yukarıdan görüntüsü harikaydı, klasik tek bir şey göremedim!

Altınkumda kısa bir turladıktan sonra, vaktin ilerlediğini görünce, akşam da İzmir'e yetişmem gerektiğinden, teleferiğe doğru tekrardan yürürken dikkatimi çeken levha "tren istasyonu oldu!

Yok artık tren ve Didim, olacak şey değil yuh artık dedim içimden, hemen o tarafa doğru yürüdüm, cidden bir tren istasyonu yapılmış ve eski amerikan vari vagonlar!

Hattın nerelere gittiğini sordum, Yenihisar, Eskiköy, Teleferik ve Mavişehir durakları varmış ama çok yakında Taşburun'a kadar gidecekmiş hat, şaşkınlığımı gizleyemedim, ver bakalım oradan bir bilet dedim, bilet yok, şehir kartı var ister misafir kartı alın, isterseniz kalıcı kart dediler, bu kadar değişen, gelişen ve kendini yenileyen eski dostum Didime artık her zaman uğrarım, sen ver bir kalıcı şehir kartı dedim.

Eskiden bildiğimiz o lunapark alanından hareket ediyor tren, deniz kenarından dolaşarak, Yenihisar kısmına geliyor, öyle çok hızlı filan da değil, zamanınız varsa bu güzelliği mutlaka yaşayın derim, zaten böyle bir kentte insan nereye elini atsa zamanı unutuyor!

Atladım trene, nostaljik bir yolculuk başlamış oldu. Yenihisar kısmına geldiğimde devam etmek isteyen ben, nasıl olduysa, atıverdim kendimi aşağıya, burayı da görmem lazım, görmezsem olmaz dedim!

Aman Allah'ım, her taraf pırıl pırıl, Cumhuriyet caddesinin orada inmiştim, cadde trafiğe kapatılmış, baştan sona kadar üstü kapalı bir çarşı haline getirilmiş, alış veriş dükkanları, cafeler sıralanmış caddede sağlı sollu, masalar sandalyeler atılmış tüm caddeye, tam bir panayır alanı, ortalık kalabalık ama şehrin verdiği bir huzur ve güven de yok değil!

Adamlar Apollo Tapınağının sütunları gibi, sağlı sollu yüzlerce sütunun üzerine oturtmuşlar çarşının gölgelik kısımlarını, estetik ve güzellik karşısında şapka çıkarmamak ne mümkün!

Esnafın hal ve hareketleri bile değişmiş, belli ki herkes para kazanır hale gelmiş Didim'de!
Şehir için yapılanların boşa gitmediğini bu manzara karşısında bile anlıyor insan!

Caddeyi baştan sona yürüyerek gezdim, tekrar saatime baktığımda, geç kalmak üzere olduğumu fark ettim, beş dakika sonra trenin geleceğini de duyunca, trenle devam ettim yukarıya, Eskiköy tarafına...

O kadar çok şey var ki anlatılacak, bir daha geldiğimde, günü birlik değil, size her şeyi tam manasıyla hem anlatmak, hem yeni Didim'i tanıtmak isterim.

Didim'in bu hale gelmesi için çalışan, çabalayan, gecesini gündüzüne katan tüm politikacılarımıza bir kez daha teşekkür ediyorum!

Aldığınız oylar ananızın ak sütü gibi helal olsun!

Yazımızın devamını "Didime ne oldu 2" başlık altında takip edebilirsiniz...

Ozan Muhammet Candan

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Etiketler: didim-tatil-hikaye
Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri