» Attilâ Ylhan şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni)

24.02

2017

Musa 3

Mustafa Yılmaz
Bir gün Musa'yı karısı aradı , telefonu açtığında son derece telaşlı geliyordu sesi...

Saat 14:35 16.08.2024 Cuma

Musa telefonu açtığında karısının sesi çok telaşlı gelmekteydi, evet Musa bu telaşlı ses tonuna alışmış sayılırdı çünkü çocukların ansızın astım atakları geldiğinde yüzleri önce kızarıyor sonra hafif morarma baş gösteriyordu ki bu aşamada anne hep panik olmaktaydı. Neyse ki bu duruma çocuklar her zaman gelmemekteydiler , astım spreyi ile ne kadar erken müdahale edilirse ataklar o kadar yumuşak atlatılabiliyordu. Bu öyle çetin bir hastalıktı ki normal bir insan için sıradan olan bir şeyin 'nefesin' aslında ne kadar da kıymetli olduğunu gösteren bir illetti. Dört yaşındaki çocuğun durumu için çok endişelenmeye gerek olmuyordu çünkü okula henüz gitmediği için hep annenin yanında sayılırdı ama yedi yaşındaki çocuk ilkokul bire gidiyordu ve bazı streslendiği panik olduğu zamanlarda bile astım krizine girebiliyor bu durumda sınıf öğretmeni sağ olsun yardımcı olabilmek için elinden geleni yapıyor, dolabında sakladığı astım spreyi ile müdahale ediyor ve bazen telefon açarak anneye haber veriyordu. Gerçi şuan yaz tatiliydi ve okul yoktu ama toz toprak bu ilçede fazlasıyla mevcuttu .


Evet nefes her şeydi , nefes hayattı , en çok ihtiyaç duyduğumuz ama en az farkında olduğumuz bir nimetti. Zaten ne demişti cihan sultanı Kanuni bile :

Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi


Kanuni bile bir nefes sıhhat için her şeyden vazgeçmişti, işte nefes bu demekti !

Yine bir astım kriziyle karşı karşıya kalmışlardı.

Anne- Musa biliyorum iştesin ama acil gelmen gerekli küçük çocuk...!

Musa- Gelmeyi gerçekten çok isterim ama biliyorsun son iki haftada bu yüzden 3 kez izin aldım artık amirimin yüzü iyice ekşidi izin vereceğini hiç sanmam.

Anne-Musa bilmiyorsun bu sefer durum daha ciddi !!

Musa-Nasıl daha ciddi ?! Ne oldu , bilmediğim bir şey mi oldu ? Astım krizi haricinde başka bir şey mi var?

Anne-Hayır Musa astım krizinden başka bir şey değil ama çocukların spreyi bitmiş !!!! ve şuan küçük olan kötü durumda morarmaya başladı lütfen hemen gel.....

Musa ??!!!!!! tamam elimden geleni yapacağım izin alıp geleceğim hastaneye geçeriz ...

Anne- Unuttun mu bugün Salı yani göğüs hastalıkları doktoru bugün yok , Çarşamba günleri var, işin aciliyetini anla lütfen , şehir merkezine gitmemiz gerekebilir ... !!!!!! dedi ve telefonu kapadı.

Musa beyninden vurulmuşa dönmüştü , neden aksilikler hep üst üste gelirdi ki ?! Musa'nın aklına çocukluğunda kedileri ölünce, kendisine verdiği söz gelmişti ' bir canlıya her zaman gereken önemi vereceğim' ve üstelik burada ki canlı bir zat kendi yavrusuydu, kendi evladıydı, bir İNSANDI. Şimdi amirinden habersiz çekip gidemezdi de ne yapacağını şaşırdı , bu sefer Musa da panik olmuştu, bir şekilde kayıtsız şartsız çıkmalıydı ama nasıl ???


Saat 14:43 16.08.2024

Topal Musa terziyle arasını düzeltmiş , cebini diktirmiş ve henüz çıktığı bağdan istiflendiği meyvelerle karnını doyurmuş hatta ceplerini eskisi gibi tekrar meyvelerle doldurmuştu daha ne isterdi ki ? Küçük hayalleriyle büyük dünyalara sahipti. Keyfi yerinde olsa gerek yürürken şu türküyü söylenmeye başladı

Kiraz aldım dikmeden
Halimem dallarını bükmeden
Bir armağan ver bana
Halimem ben gurbete gitmeden

Tombulacık Halimem yar başına gel
Ben gidiyorum Bolu'ya düş peşime gel

Ocak başında kaldım
Halimem ince fikire daldım
Kapılar açılırken
Halimem seni geliyor sandım

Alçaklara kar yağıyor üşümedin mi
Sen bu işin sonunu düşünmedin mi

Keyfi öyle gıcırdı ki türkü üstüne türkü patlatası vardı şu uçuşan kargaların inadına (!) Bir yandan ağzını şapırdatarak bildiği ne oynak türkü varsa söylerken , diğer yandan elini cebine attıkça leblebi gibi meyveleri götürüyordu . Cepleri boşaldıkça, boşalan ceplerine yediği meyvelerin çekirdeklerini koyuyordu , bu onun huyuydu ve can çıkmadan huy çıkmazdı.

Saat 15:04 16.08.2024

Musa amirine doğru yaklaştı , durum vahim olabilirdi bu yüzden cesaretini toplamalıydı , konuşmalıydı. Musa sesini çıkaramıyordu ama amiriyle göz göze gelmeyi bekliyordu. Kolay değildi iki haftada bu 4. İzni olacaktı ve son zamanlarda bu krizlerin yoğunlaşmasına bir anlam verememişti. Artık yarı cesaretle amirine iyice yaklaştı, tam bir şeyler söyleyip lafa girecekken amiri Musa'yı yanı başına kadar hissetmemiş olacak ki birden ufak korku tepkisi verdi ve hemen toparlandı, henüz Musa ağzını açmadan amiri Musa'ya

-'git içerideki sağ tarafta bulunan siyah dosyaları çıkar , son 3 yıla ait resmi evrakları tek tek araştırmamız lazım , hangi yıla ait bilmiyorum ama önemli bir evrağın aslını bulmamız gerekiyor ' dedi

Musa bu yumuşun karşısında hiçbir şey söyleyemedi . Lakin Musa'nın dikkatini çekmişti ki amiri Musa ile göz göze gelmemeye çalışıyordu, bu da Musa'nın diyalog kurmasını engelliyordu.

Musa ne yapacağını bilmez vaziyette söylenen odaya gitti, ayakta öylece dikildi kaldı, ne yapacağını ne diyeceğini bilmez haldeydi. Tamda o anda telefonu çaldı, karısının aradığını görünce hemen açtı

Anne- Musa nerelerdesin aradan yarım saat geçti hala gelmedin ?!!

Musa- şey ... ben...hemen...şimdi....

Anne- Çocuk morardı ve hiç olmayan bir şey oldu, bayıldı !!! Bende şimdiye kadar nasıl akıl edemedim bilmiyorum ama ambulansı aradım , birazdan gelecekler ve şehir merkezindeki devlet hastanesine geçeceğiz sende oraya gel !...

Musa'nın kafasından aşağı kaynar sular dökülmüş, kelimelerin bittiği yere gelmişti sanki.

Musa- !!!!!

Anne- İzin alamadın değil mi ??

Bu öyle bir soruydu ki kurşun gibi delip geçiyordu.

Musa- ben....şey...öyle....hemen....

Anne- emin ol sana kızmıyorum, Musacım senden tek ricam akşam 6 ya kadar devlet hastanesinde bulunman, ambulans da geldi....
Dedi ve telefon kapandı.


Musa ayakta titriyordu, çünkü bu kadar zor durumda dahi karısı ona kızmıyor ve 'Musacım' diyerek sevgisini hürmetini gösteriyordu ama Musa bunun karşılığında ne yapmıştı, ayakta dikilmekten başka, zamanı boşa geçirmekten başka ne yapmıştı ! Gözleri öyle dolmuştu ki sonunda tutamadı.... Mendilini çıkardı ve gözlerini silerken istemsizce dudakları titreyerek seni seviyorum karıcığım dedi. Ağzına tuzlu göz yaşı geldi.

Saat 15:00 16.08.2024 Cuma


Topal Musa yeni bir hinlik peşinde dolanıp duruyordu. Bağları , bahçeleri şöyle bir devriye gibi kolaçan etme niyetindeydi belki de aradığı fırsatı bulurdu. Açık bir kapı , açık bir pencere yeter diye düşündü. Özellikle en sevdiği fırsat , anahtarı üzerinde unutulmuş kapılardı. Bu sanki bir hediye gibiydi sanki pastanın üzerine son bir dokunuş yapıp mükemmelleştirir de sonra nefesin yettiğince yersin ya işte öyle bir şeydi topal için. İhtiyarlar özellikle sık sık bu hataya düşüyorlar, anahtarı bağ evinin kapısı üzerinde unutuyorlardı. Aslında bu bir alışkanlıktı, çünkü oranın yerlileri ömür boyu huzur ve güven içerisinde olmuşlardı , tetikte olmaya hiç alışkın değillerdi.


Topal Musa biraz dolandıktan sonra geçenlerde mahalleninin asfalt dökülmesini istediği yola gelmişti. Yolun bir tarafı tamamen tarla sayılırdı diğer tarafı bahçe idi. Ve sonra muhtarın ne kadar akılsız olduğu aklına geldi güldü , güldü çünkü yırtılmış olan sol ayakkabısı içerisinden toz toprak dolmuştu ve kendisi bile ! rahatsız olmuştu. Sonra yırtılan ceket cebini diktirip kurtulduğunu ama yırtılan ayakkabısına henüz çare bulamadığı aklına gelince surat ifadesi keskin bir şekilde değişti. Sinirlendi . Hani insan öfke anında bir şeyler yapmak ister , vurmak ister ,sövmek ister ya onun gibi bir istek oluştu içinde.


Az ötede yolun kenarında , yakaladığı büyük ihtimal bir sincap olan ve ziftlenmekle meşgul olan bir kedi gördü. Topalın dudaklarında hafif bir kıvrılma belirdi, tamda aradığı fırsat gibiydi. Kediye iyice yaklaştı, zaten topal her ne kadar ayağından aksak olsa da sessizlik onun en büyük özelliklerinden olduğundan bu ilçede işini rahatça görüyordu. Kedinin öylesine yakınına geldi ki istese dokunabilirdi, kedi ise sanki uzun zamandır ilk defa besleniyormuş gibiydi ve hiçbir şeyin farkında değildi. Tam bu anda topal var gücüyle kediye tekmeyi attı. Bunu gören yolun diğer yakasından gelmekte olan genç bir çocuk vardı başka da kimseler yoktu, çocuk hemen topalı tanıdı ve olayı da görünce geriye dönüp kaçtı .


Kedi tekmenin etkisiyle yolun ortasına kadar savruldu. Topal deminki canının sıkkınlığını bu tekmeyle unutmuş olacak ki var gücüyle kahkahayı bastı. Kahkaha da ağzını öyle bir açtı ki ömrü boyunca fırçalanmamış tüm dişleri göründü. Normal de kesici diş 8 tanedir ama bu topal için geçerli değildi, 4 tane kesici dişi olduğundan ön dişleri, sesi kadar çirkindi.


Sonra birden tüm dikkatini karşı ki bahçeli eve çevirdi, kapı önünde ki o muhteşem köseleli ayakkabıyı gördü. Sessizce gitti içeriden konuşma sesleri geliyordu belli ki ev ahalisi içeride misafir ağırlıyorlardı. Ayakkabıları derhal aldı oradan uzaklaşırken tamda ayağına göre olduğunu fark etti . İmkanları yoksun ilçede satılamayacak kadar ayakkabı şıktı , mutlaka bunu şehir merkezinden satın almış olmalıydılar , olmayan dişleri görünecek kadar sırıtarak 'kedi bana uğurlu geldi' dedi.


Saat 15:07 16.08.2024 Cuma

Musa bu çaresiz durumunda dalgın dalgın ayakta dururken , arkasından amirinin geldiğini fark etmemişti. Amirini fark ettiğinde göz yaşlarını saklamak için çok geçti.

Amir- ne oldu sana Musa bu göz yaşları nedir?

Musa- çocuğum amirim çocuğum....

Kelimeler boğazında kilitlenmişti

Amir- ne oldu çocuğuna !

Musa- eşimden telefon geldi küçük olan fenalaşmış yine ama bu sefer daha ciddi , baygınlık geçirmiş , ambulansla şehir merkezindeki hastaneye geçtiklerini haber etti.

Son cümleyi kurarken amirinin yüzüne bakamamıştı

Amirden bir ses gelmedi 10 saniye kadar ve nihayet Musa yerden yüzünü kaldırıp amirine baktı, amirinin ona şefkatle baktığını gördü.

Amir- ne bekliyorsun o halde işin acele gitsene ?!!!

Musa çok şaşırmıştı ve çok sevinmişti. Duygudan duyguya geçiyordu. Amirine sarıldı teşekkür etti. Musa çıkarken , amiri

-Allah şifa versin , bazı işlerimiz aksadı ama hallolmayacak şeyler değil .

Lakin Musa'nın öyle bir acelesi vardı ki son cümlenin tamamını dahi duymadan hızla çıkıvermişti, öyle ya acele etmeliydi . Saat 6 dan önce hastaneye ulaşmak istiyordu.

Yeni satın aldığı arabasına hızla bindi. Anahtarı kontağa yerleştirmekte zorlandı çünkü elleri panikle titriyordu. Gideceği güzergâhta kararsız kaldı, daha kısa olan ama toprak olan yol vardı işi aceleydi hemen toprak yola saptı, hiç de yapısına uygun olmayan bir sürüş yapıyor ve hızlı gidiyordu. Birden gözünün önüne toz yumağını yutmuş ve ellerinde can vermiş kedi geldi. Kedi nefessiz kalmıştı, çırpınmıştı ve elinden hiçbir şey gelmemişti. Çok acıydı , bu panikleme seviyesini gösteriyordu. Gözleri yine doldu , görüş açısını göz yaşları bulanıklaştırdı, gaza daha bir sıkı asıldı Musa.


Kedinin o görüntüsü bir türlü gözünün önünden gitmiyordu, yolun çukurlarını tümseklerini tehlikeli bir şekilde zig zag yaparak geçiyordu. Lakin bir türlü kedinin görüntüsü gözünün önünden gitmiyordu, hatta sanki gerçekten görüyor gibiydi, yok yok açıkça görüyordu hatta.

Yolda topalın tekme attığı kedinin can çekişmekte olan bedeni duruyordu. Musa bunu çok geç fark edebildi. Fark etmesiyle refleksle direksiyonu kırması bir oldu.


Saat 15:20 16.08.2024 Cuma


Musa kendine geldiğinde araç içinde ters duruyordu , evet emniyet kemerini her şeye rağmen takmıştı çünkü bu onun için farkında olmadığı başka bir refleksti . Her arabaya bindiğinde farkında bile olmadan emniyet kemerini takardı. Kemeri zorlukla çıkardı ve araç içinde ters düştü. Kapıyı zorlanmadan açtı , dışarı çıktı, etraf her zaman ki gibi sessiz sakindi kimseler yoktu. Araba tarlaya doğru girmiş ve hatırlayamadığı kadar taklalar atmıştı. İlk adımını attığı anda bacağında o keskin ağrıyı hissetti , anlaşılan kaza esnasında darbeler almıştı. Cep telefonunu çıkardı , ekranının parçalandığını çalışmadığını gördü. Musa'nın üstü başı toz toprak içerisinde kalmış , aldığı darbelerle üstü başı yırtılmıştı. Son kalan dermanıyla yürümekten başka şansı kalmadığını anladı ve topallayarak yürümeye devam etti.


Şuuru kaza etkisiyle tam yerinde sayılmazdı ama bu halde en az 200 metre yürüdüğünden emindi . Karşıdan nihayetinde gelen bir insan gördü artık gücünün son noktasına yaklaşmıştı. Topallayarak o adama yaklaştı .


Karşıdan gelen Niyazi hoca idi. Yürürken sürekli kendisini teskin etmeye çalışıyor , içinden 'Allah'ım ne olur bu topal Musa olmasın diyordu'


Musa'nın şuan ki dış görünüşü neredeyse topal Musa'yı andıracak cinstendi ama Musa şuan bunu fark edebilecek durumda değildi.


Niyazi hoca kendisine iyice yaklaşan bu adamın artık topal Musa olduğundan emin olmuştu , sinirleri öylesine gerilmişti ki , nihayet kendisini teskin etmeyi bırakıp Allah'ın kendisine topal Musa'yı gönderdiğini düşünerek , bu topalın yaptığı her türlü pislikleri , hırsızlıkları, kadınlara laf atmasını, insanların ve hayvanların canını yakmasını düşünerek Musa'ya yaklaştı.

Niyazi hoca- sen Musa denilen misin ???!!!!!!!!!!!!


Musa kendinden geçmiş vaziyette ancak 'evet' diyebildi.


Niyazi hoca- Allah senin belanı versin !!!!!! seninle karşılaşmamak için her şeyi yaptım ama olmadı işte , pislik herif!!!!!


Musa- ????? !!!!!


Son derece şaşkındı, Musa kendi kendine acaba iç kanama geçiriyorum da bu yüzden hayal mi görüyorum yoksa bu duyduklarım gerçek mi diye tereddüt yaşadı.


Niyazi hoca topal Musa hakkında duyduklarını düşündükçe sinirlendi ve nihayetinde kendisine hakim olamayıp Musa'nın üzerine atladı, yere yatırıp üstüne çıktı, bir güzel tokatlıyor , topal ayağını olabildiğince sıkarak canını acıtıp bağırttırıyordu.


Zavallı Musa bu durum karşısında zaten bitkin haliyle ne olduğunu anlamadığı bir olayın ortasında kalmış , canı ağrıdıkça bağırmaktan başka bir şey elinden gelmiyordu. Sonunda Musa

- NE YAPIYORSUN MANYAK HERİF!!!


Diyebildi, Niyazi hoca tokatlarken bir şey dikkatini çekmişti, bu tokatladığı adam topal Musa ise niye ağzındaki dişler tastamamdı ??? tamam her şeyi çalıyordu ama diş çalacak da hali yoktu ya ?!!! Niyazi hoca hemen kendi ağzını kontrol etti dişleri yerindeydi.


Niyazi hoca o kadar paranoyaya bağlamıştı ki nihayet bunu o an anladı ve Musa'nın üzerinden inip biraz da yorgunluk etkisiyle yanına oturdu , üstleri başları toz toprak içinde kalmıştı , kafası karışmış şekilde Musa'ya bakarken , yandaki bağın yüksek duvarından üzeri tozlu yamalı esmer 45 li yaşlarda gösteren , topallayarak yürürken bir yandan meyve yiyen bir adam gördü. Bu adam yanlarından geçerken sanki büyük bir iyilik yapıyormuş edasıyla Niyazi hocanın önüne birkaç tane meyve çekirdeği attı 'üstü kalsın , insan bir Allah razı olsun der, dilencilik de bitmiş arkadaş' deyip topallaya topallaya gözden kayboldu.
Niyazi hoca şaşkınlıktan tek kelime edememiş, arkasından bakakalmıştı.

--------------------------------------------

Musa'nın tüm hastane masraflarını Niyazi hoca karşıladı. Musa'nın ayağında da yumuşak doku zedelenmesi olduğu ortaya çıktı , kırık çıkık olmamasına şükrettiler, hanımı Musa'ya hiç kızmadı , darılmadı zamanında hastaneye ulaşamadı diye. Yeni aldığı araba perte çıktı kasko karşıladı zarar ziyanı. Küçük çocuk az daha geç gelseymiş hastaneye , artık çok geç olabilirmiş ama artık iyi.


Toprak yolda ki kedi öldü, tek görgü tanığı çocuğun ifadesiyle topal Musa yakalandı üstelikte ayağında ki ayakkabılarla, cebindeki meyve ve meyve çekirdekleriyle. Böylece bir çok suçtan alıkonuldu , yeterli görgü tanığı olmadığından tutuksuz yargılanmak üzere hür bırakıldı.


Saat 11:18 18.08.2024 Pazar


Musa ezmemek için taklalar attığı ölen kediyi mutlaka görmek istiyordu, ayağa kalkabildiği ilk gün olay mevkiine geldi. Kedinin gömüldüğü yolun kenarını gösterdi bir çocuk. Musa etraftan ağaç dalı buldu ve az bir şey kazarak kedinin ölüsüne ulaştı , içi acıdı , kedi bembeyazdı , sanki albino gibiydi, tüm cesaretini topladı kediye dikkatle baktı ve sağ ayağındaki kelebek şeklindeki kara lekeyi gördü....!!
Kediye baktıkça bir yandan ayağı diğer yandan yüreği sızlıyordu......


Mustafa Yılmaz

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Etiketler: kedi-astım-talih

Şiirkolikte kayıtlı 3 öyküsü bulunmaktadır.

Mustafa Yılmaz yetkili üye konumundadır.


Mustafa Yılmaz öyküleri

Öykü için yorumlar

Bu öyküyü sevdim diyenler

Yazarın son 10 yazısı

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri