» Değerli Ziyaretçimiz. İstediğiniz şiirlere, şiir sayfasynyn altında bulunan ŞİİRE YORUM EKLE'yi tıklayarak yorum yapabilirsiniz.

30.10

2008

Hafızın Duası

Kemal Turgut

Bastonunu, sağa sola sallayarak, yere hafif hafif dokunarak, yolunu bulur, önüne çıkan tümsekleri engelleri çok dikkatli bir şekilde, adımlarını genişçe açarak, aşar, gitmek istediği her yere yardım almadan giderdi. Her iki gözünü, daha minnacık bir çocukken "suçiçeğinden" kaybetmişti. Çok kimse adını bilmezdi, çocuklar o'na "Hafiz emmi" der, büyüklerde "Hafız" derdi. Kaba bir Türkçeyle konuşur, bizim yörelerin konuşması gibi konuşamazdı. Sarıkamış dolaylarından geldiğini büyüklerimiz söylerdi, tatlı tatlı sohbetler yapar, sevdiği gençlere "yegen" diye hitap ederdi. Köyde birkaç ev dışında da pek kimseye gitmez, sevdiği insanlarla da, çok içli dışlı olurdu.
Neden? Diye soruyorum Ali dayıya, sizle akrabamıydı?
"hayır, ama benim anamda Göle'den gelmiş, ondan bana yegen der ve bize hep gelirdi" ben sorumun cevabını alamadığımı düşünüp biraz daha açması için soruyordum Ali dayıya. "peki, aranızdaki bu samimiyet, yalnızca hemşerilik ilişkisi mi idi" diyorum. "yok, ben 12–13 yaşlarındaydım, babam rahmetli olmuştu, anam tarla bağ bahçe işinden anlamaz, emmilerim bize sahip çıkma bir yana, elimizdekileri almaya çalışırlardı. Hafız emmiyi ben gezdirirdim, köylerde kasabalarda dolanıp dururduk. Dönüşte hafız emmi elimize birkaç kuruş verirdi, bir bakıma bize büyüklük yapardı."
Ali dayı gezmek derken, hafız emmiye yardım topladıklarını kastediyordu. Peki, kimi kimsesi sahiden yok mu imiş?
"aslında beş altı kardeşlermiş, kardeşleri hayvancılık yapar, bunuda horlarlarmış. Kendisinden küçük kardeşleri evlenmiş çoluk çocuk sahibi olmuş, bunu da köylere kasabalara gönderip, elindekileri avucundakileri alıp, büsbütün perişan ederlermiş. Osman dayı Sivas'a hayvan satmaya gittiğinde bunu görmüş, alıp bizim köye getirmiş. Sonrada bakmış çalışkan biri, kızıyla evlendirmiş".
Eee!
"Ee'si şu; eskiden bir kız onsekizini geçti mi evde kalmış sayılırdı. Osman dayının bele bir gızı vardı, kızıyla evlendirip ev bark sahibi yaptı, birkaç dönüm de tarla verdi, o gün bu gündür bizim köylümüz".
Nerelere giderdiniz? Çok anılarınız olduğunu biliyorum.
"hangisini anlatayım, rahmetliye neler yapmadım ki (tebessüm ediyor) gırgır şamatayla geçerdi her günümüz. Muzip bir çocuktum, ama çok gözü açık, hani cin gibi derler ya, ben öyleydim. Sözüm ona bir Kıbrıs Eşeği vardı hafız emmimin. Eşeğine kurulur, bende yanında yürürdüm, bazen eşeğin yularını alır, dere, ağaç altı, hendek gibi tehlikeli olabilecek yerlerde gözümü açık tutardım. Bana çok güvenirdi rahmetli. Bir gün yine gidiyoruz, Kangal taraflarına doğru, hava soğuk, inişli yokuşlu yollar, canı sağ olasıca demiyor ki, yegen gel terkime bin, eşekte yiğit, ben kaç kilo gelecem... Hadi neyse bayağı bir yol yürüdük, bana dönüp dedi ki; "yegen mezar falan görürsen söyleki, bir fatiha ohuyam" bende olur Hafiz emmi söylerim dedim, aklıma bir şeytanlık düştü, Karşıda bir çalı görsem, aha bir mezer! Diyorum, az gitmeden bu sefer, tarlayı temizlemek için toplanan taşlar olur ya öbek öbek, aha bir mezer daha! Diyorum, Hafiz emmi okuyor, elini yüzüne sürüyor, daha elini indirmeden bir mezer daha! Yine okuyor, âmin diyor, bulut görsem mezer, taş görsem mezer, kuş görsem mezer... Hafız emminin kolunu indirtmiyorum. Ohuyor elini yüzüne sürüyor, diyip diyeceğine pişman olmuştu, ben kıs kıs gülüyorum. Biraz sonra döndü bana dedi ki; "ula yegen, burada da adam galmamış gırılmış" ...
Anlamadı mı?
"o zaman bilmiyor, daha sonra ben söylüyorum, beraberce gülüyoruz"
Peki, sonra ne oldu,
"Kangalın bir köyüne vardıh,zate oralada Hafiz emmiyi tanıyorlar,birisi bizi eve buyur etti.neyse uzun lafın gısası yedik içtik.Köy "Alevi" bir köy,ama yuharda Allah var, çoh comartlar,izzet ikram bol yani.Akşam yemeğimizi yedik,ev sahibi gadıncağız "gurbanım namaz gılanınız var mı,elleğen ırbıh getiriyim" dedi.Ben hemen atladım,helbet Hafiz emmim gılar dedim.Hafiz emmi ağzının içinde söyleniyor bana, ama, gadıncağızın bişeyden haberi yoh.daha o zamanlar Hafiz emmide abdest yoh,namaz yoh,benim gibi beynamaz.Biraz sonra elleğen ibrikle gadıncağız geldi,omzunda da bir peşkir,Hafiz emmi bıdır bıdır söylenerek bir abdest aldı,namazı da gıldı,çayımızı içerken ev sahibi teyze bu sefer de "Hafiz!,dişim ağrıyor,bir mıskan duan yohmu" ben gene atıldım,Hafiz emmim suya ohusun bişeyin galmaz! Dedim. "Goca" yine söylenmeye başladı, gadıncağız bir tas gapıp getirdi, gocanın önüne goydu suyu, içeri getti.Hafiz emmim "ula yegen beni malamat ettin" dedi,suya da bir şeyler ohuyup üfürdü,gadın suyu alıp içeri götürdü,birazdan döşeklerimizi de serip çıhtı"...
Ali dayı anlatmışken, hızını kesmiyorum, can kulağıyla dinliyorum, yok ya! Alah alla! Gibi ifadelerle daha bir içten anlatmasını sağlıyorum.
"sabahın bir vahtı, daha alaca garanlık, kapıya, Güm! Güm! Hem vuruyor, hem de "hafiiz! Gah! zabah oldu, hade suyunu goydum" diyerek bizi uyandırdı gadıncağız. Sabah hava buz gibi, yorgandan gafayı çıharamıyorum, öyle soğuk! Neyse, titreye titreye "Goca" abdestini aldı, biraz sonra yorgandan gafamı çıhardım bahtım ki, Hafız emmi, namazı gılmış, yorganı iyice başına çekmiş, fıharanın soğuh suyla hergün abdest mi gördüğü vardı sayemde annı secde gördü!"
...
"Sabah gahvaltıda,gadıncağız "Hafiz, işin rasgele, Duan çoh keskinmiş,dişimin ağrısı hırpıt diye kesildi" deyince ben çoh şaşırdım,gendi gendime tööbe estağfirullah diyorum,Allahım günah yazma diyorum içimden.Neyse lafı uzatmıyım,Hekimhan'a geldik,Tren istasyonun o tarafa doğru gideceğiz.Hafiz emmi eşeği ne yapayım diye sordum,o da; "senin köyün mü sanıyon ki bostana gede,bırah bir yere" dedi.
Ben de, ne bilim Tren raylarının yanına bırahtım,gayfeye doğru gitmeye başladık.Çarşıda, hafiz emmi bir gayfeye götürdü, taze ekmek bir şeyler aldı yedik falan,sonra dönüşte asıl süprüs o işte,Eşek yoh! Oyanı buyanı ara tara yoh! Meğersem, eşek tren hattı boyunca gitmeye başlamış, o sırada da tren gelir, istasyona yahlaştığı için, demek tren yavaş geliyordu. Bir bağırtı bir cayırtı goparki deme getsin. Makinistler bi yandan yolcular bir yandan eşeği trenin altına girmekten son anda gurtarırlar.Sahibi kim falan diye sorunca da derlerki,işte bir çocukla bir kör adam bırahtı derler.Eşeği deponun içine bağlarlar,sahipleri gelince bana getirin der gar müdürü...Deponun yanında bir adam düşün önüme sizi müdür çağırıyor,diyerek aldı müdürün odasına götürdü.Müdür ikimizi de birkaç daka şele süzdü.Sonra ayağa galhıp yanıma "Ulan hade bu kör,sende mi körsün" diye bana bi tokat attı emme feleğimi şaşırttı.Eşeği aldıh giderken Hafiz emmim "ula yegen,eline sağlıh müdürün,ben sana gıyamıyodum emme,sen dayağı çohtan hah ettiydin" dedi.Ben gendi gendime gızıyom emme içimden de "Goca'nın" ahını aldın oğlum diyorum...

...


Kemal Turgut

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Şiirkolikte kayıtlı 16 öyküsü bulunmaktadır.

Kemal Turgut yetkili üye konumundadır.


Kemal Turgut öyküleri
Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri