» Mustafa Özçiçek "HECE ŞİİR YARIŞMASI" Katılım İçin TIKLAYINIZ...

Safiye Turhan - Safiye Hoca Diyor ki

5-Garip Dışında Yeniliği Sürdüren Şiir Anlayışı

Garip Hareketi, edebiyatımızda ateşli tartışmaların zemini olmuşken aynı dönemlerde

farklı şiir anlayışlarının da ortaya çıktığını görüyoruz.


II.Dünya Savaşı'nın bitip, bunalımlı ortamın sona ermesiyle dünyada bazı sanatsal ve sosyal

sorgulamalarda ortaya çıktı. Üst üste iki dünya savaşı gören insanlık ,artık daha demokratik bir

ortama kavuşmanın sancılarını sanatla ulaşabileceğine inanmaya başlamıştı. Bu düşünce Türk

edebiyatında da etkisini gösterdi.Ne Garip Hareketi kadar sanatsal söyleyişi boş veren ne de saf

şiirciler gibi sanatın sembolik sancılarında kalan bir şiir anlayışını seçenler vardı.

Behçet Necatigil,Attila İlhan,Faruk Nafiz Çamlıbel.


'Büyük tedirgin Necatigil' yazısında Haydar Ergülen,onun için şöyle der:

-Necatigil'in hayatına bakanlar onun okuldan eve,evden şiire gittiğini görürler.Tıpkı bir

derviş yolculuğu gibi,ne kadar basit ve sınırlı bir yaşam değil mi? Değil.Bir dervişin dünyanın

yollarından sezginin kapılarına gelip durması,orada içindeki kuyulara dalması ve ömrünü çilehanede

harcaması nasıl kolay değilse,Necatigil'in yazdığı şiiri de 'ev'le sınırlı görmek ve onu 'evcil' bir şair

olarak değerlendirmek de kolay değildir. Odası dünyadan büyük bir şairdir Necatigil. Onun şiirlerini

bir de bu gözle bakıp yeniden okuyunuz.Böylece onun büyüklüğünü göreceksiniz.



Belki hiçbir topluluğa üye olmadı,belki bir sanat anlayışını kendisini bağlamadı ama o bir şairdi.

Üslubuyla,ahengiyle,imgeleriyle farklı ama büyük bir şair.



Dünyanın tedirginliğini ev-okul,şiir arasında gidip geldiği yolculuklarda öylesine güzel anlattı ki

kendini sokağa atan bir çok şairden daha fazla bu tedirginliği hissettirdi okuyucuya. Hatta bazı

şiirlerini henüz anlamadığımız bir derviş tutumuyla yazdı. Hepimizin tedirginliğine ses oldu kim bilir.

ÖLÜ ÇİZGİ

Bir zehir
Birikir odalarda,
Almaz ki veresin rüzgâra
Rüzgâr deli değil.

Birden yayılır kanda
Kararır dört yan.
Bir çöküntü başlar yaşamanda
Her şeyin değersizleştiği an.

Deniz mi bu, geçilmez
Aşılmaz dağ mı?
Tam bana göre, uyuşuk
Miskinlik gibi var mı?

Nedir seni saran bu sis
Yok dünyalarda tat.
Kuvvetsiz
Böyle daha rahat.

Yaşamışım kaç para
Mezar taşları neci?
Deli gibi sarılsam da hayata
Kalacak nesi var ki?

Kitaplar seslenir, yüksekten, mağrur:
- Gel bize, kurtul, gel!
Almanızla bırakmanız bir olur,
Böyle daha güzel.

Sokaklar seslenir, akpak, temiz:
- Hadi gel, avunursun!
Bütün sokaklardan iğrenirsiniz,
Avunmak şöyle dursun.

BEHÇET NECATİGİL


Attila İlhan ,1952-1956 yılları arasında çıkardığı MAVİ' Dergisi etrafında Orhan Duru ve Ferit

Edgü'yle beraber Garip Akımı'na karşı duran yazılar yazmayla başlar.Şairane sanat

anlayışını savunan bu şairler şiirlerini de bu dergide basarlar ve isimleri 'maviciler'

oluverir 'garipçilerin' karşısında. Aslında Attila İlhan şiire lise yıllarında başlar .Nazım Hikmet'e olan

hayranlığı ona cezaevi ve sürgün yıllarını yaşatır. 1949'lardan 1957'lere kadar İstanbul-

Paris hattını kurar hayatında. Bu arada şiir yazmayı hiç bırakmaz .Şiire olan yeteneği okuyucu

kitlesini artırır.Fakat 'Mavi' dergisi el değiştirince Attila ilhan savunduğu toplumsal gerçekçiliğin

savunucusu olmuştur.



Şiirin ona yetmediğini anlayan şair, 1957 yılından itibaren sinema çalışmalarına başlar ve sinema

onun için vazgeçilmez bir sanat olur.Onlarca sayıda senaryo yazar.Televizyonculuk da yapan şair

edebiyatın bir çok alanında eser verir. Toplumsal gerçekçi şiirleri çok daha fazla sevilir. Hele aşk

şiirleri dillerden düşmez olur. 'Ben sana mecburum' der ve herkesin aklına 'mıh' gibi çakılır ismi...

Uzun bir yaşamda Türk toplumunun siyasi ,sosyal ve ahlaki değişimine bire bir tanık olur ve

dizelerinden okuyunca 'işte biz' dediğimiz sözcükler dökülür şimdilerde yaşamımıza...

İKİ YÜZLÜ MELEKLER

sayende sayeban olduk İstanbul şehri
sayende sebil olduk aç kaldık sefil olduk
yıldızlar dem çekti güvercinler gibi başucumuzda
ve yaktı perişan eyledi sine-i sad-paremizi
saplanıp hançer misali bir hilal
sokaklar serseri biz serseri
yüksekkaldırım'da
bir cezayir şarkısını dile getirdi plaklar
cadde-i kebir: bütün ışıklarını yakmış bir gemidir
sinemalar nerdeyse boşalacaklar

vay anam vay
sen ne dersin İstanbul
sen garip bir şair olsan söyle ne halt edersin
kimin gücü yeterse kahretsin pazarlığı
sefalet akıyor gürül gürül sokaklardan
yol üstünde bir şehvet çarşısı tıklım tıklım
yol üstünde sevda pazarlığı aşk pazarlığı
kurtulmadık gitti bu denlü kepaze hayattan
hep böyle gecelerin koynunda yaşadık
geceler serseri biz serseri
karakoldaki aynada safran gibi kirli yüzümüz
gözlerimiz hasta gözleri ellerimiz hasta elleri
kırılmış kavala dönmüşüz

sen söyle serseriler kıralı İstanbul
sen söyle iki gözüm
hangi merhem çaredir şu bizim yaramıza
yel üfürdü su götürdü gençliğimizi
elimiz boşa geldi meydanlarda kaldık
meydanlar serseri biz serseri
sağımız sefalet solumuz ölüm
işte geldik gidiyoruz
kahrolasın
kahrolasın İstanbul şehri

ATTİLA İLHAN


- 26.09.2010 17:49:51

Yazarın Diğer Yazıları

Siirkolik
Seyfi Karaca - 15.10.2010

Zoraki aydıncılık oynamak...Zoraki olmayan bir sevgiliye platonik filan şeylerle hayalperestlik saplantılı filan..Zoraki gündüz vakti perdeleri kapatıp ille de pembe renginde düşlemek için bahtı karaların siyahını...Zoraki, zoraki, zorakileri hiçbitmeyen doğu batı arasında iki ucu sürüklenen..Sürüklendikce de kopan parçalarını devri geçmiş zaman çöplüklerinden toplayıp, çağın en zehirsi yapıştırıcılarıyla biraraya tutkallamakla vakti cinayet cinayet öldüren haddi hesabı olmayan zorakilerimiz...
İstanbul bugün o zorakilerden tukallanmış mimarisiyle, teknikresimcisiyle, sinemasıyla, roman-şairlemesiyle..... memleket genellemesi eli yüzü harabeye cilalanmış bir şehirdir ki...
Hadi Behçet Necatigil 'dokunmayın bana ben böyle iyiyim' diyor oralardan kaçışı.
Ya arabesk -alafrangiç Atilla İlhan'a ne demeli.?
'Sayende sebil olduk aç kaldık sefil olduk '
' Kahrolasın...Taptıksana ula..Sen serseri biz serseri'
' de derken;
Deler ki adama;
Bu ne perhiz, bu nasıl aydın, bu ne biçim lahana.?

Züleyha Selçuk - 11.10.2010

Safiye öğretmenim bende takip ediyorum dersleri ve de çok işime yarıyor sonsuz teşekkürler emekleriniz için.Yalnız tek kusurum sessiz bir öğrenci olmak.Sevgiler öğretmenime...

Safiye Turhan - 03.10.2010

Valla Işın Bey,Bulut Kara'nın babası zengin kuyruklu yıldızlı pekiyi doğuştan almış şimdi ben ne yapam. Ama şimdi sezarın hakkı sezara benim sıkı takipçim Bulut ikmale kalmadan geçiyor hep. Siz hep ondan sonra parmak kaldırıyorsunuz ))

zaten yakında bütün siteyi sınıfta bırakcam bir bulut geçer siz de ortalamadan artık

Bulut Mehmet Sunci - 30.09.2010

hıh!

921-922-923-924-925-926-927'ye kadar olan tüm numaraları babam benim için aldı. O yüzden istediğim numarayı kullanabilirim

Işın Ergüney - 29.09.2010

Örtmenim, bu Bulut KARA çok yalancı Bakın önceki yorumunda numarasını 927 yazmış Bulut Kara - 23.08.2010

927



bulut kara



burdaaaaaaaa





Şimdi de kalkmış 921 diyoooooooooooo



Yıldızlı pekiyiler benim olacak di mi hocam

1 2 »
Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri