» Mustafa Özçiçek "HECE ŞİİR YARIŞMASI" Katılım İçin TIKLAYINIZ...

Safiye Turhan - Safiye Hoca Diyor ki

Olay Çevresinde Gelişen Metinler(Destandan Dizilere)

Olay çevresinde gelişen edebi metin örnekleri Türk edebiyatında 'destanla' başlar. Bu edebi tür ne kadar manzum olsa da içeriğinde bir olay -kahramanlar ve zaman- mekana dayalı bir yapı barındırır. Kahramanlar 'alp tipi' özellikleri gösterir,olayın geçtiği zaman ve mekan belirsizdir. Türk destanlarının bir çoğu bu özellikleriyle tarihe de kaynaklık etmiştir.

Alp tipi dediğimiz kahramanlar 'yiğit,savaşçı,yenilmez,gücünü tanrıdan aldığı için kutsal bir misyonu olan,kahramanlık için yaratılmış tiplerdir ki bunlar İslamiyet'ten önceki Türk savaşçılardır.Tıpkı Alp Er Tunga,Oğuz Kaan Gibi...

Destan dönemi bitip Türklerin İslamiyet'e geçişleriyle yerleşik hayat sistemi yavaş yavaş Türk boylarında kabul görmüş bir de Anadolu'ya akınlarla kurulan beyliklerde' İslamiyet etkili destanlar' oluşmuştur. .Daha önceki dönemden farklı olarak ,sadece bu destanlarda 'gazi tipi' denilen ana kahramanlar ortaya çıkar. Bunlar da alp tipi gibi savaşçı,yiğit,kahramandır, fakat bu kez akınlarını İslam adına yapmakta ve kutsallık rolü 'cihad' adı altında sürdüre gelmektedir .Bu dönemde oluşan destanların en önemli kahramanları ' Satuk Buğra,Danişment Gazi,Battal Gazi ''dir.

Süreç İslam tasavvufunun etkisini artırması ve Anadolu'daki yerleşik düzenin şehirleşmeye doğru gitmesiyle değişir ve bu edebi metinler destansı özelliklerinii yavaş yavaş yitirse de olağanüstülükler mübalağaya doğru kayar. Destan Dönemi ile Halk hikâyeleri arasında geçiş eseri olarak Dede Korkut Hikâyeleri'ni görürüz. Dede Korkut'ta Türklerin savaşçılığı, yaşam biçimi kadın ve erkek hukuku, gelenekleri yine manzum biçimde anlatılır. Bazı bölümlerinin nesir olması dikkate değerdir. Bu metinlerde Dede Korkut'un hem Türk büyüğü, hem din âlimi, hem de savaşçı yaşlı bir insan olması, Türklere yaşamlarıyla ve gelecekleriyle ilgili öğütler vermesi, çok dikkat edilecek bir husustur.Gazi tipinden sonra özellikle tekkeler çevresinde gelişen v e Andolu'ya yayılan menkıbeler, dini hikayelerde "veli tipi" gelişir.Veli tipi de tıpkı alp tipi,gazi tipi ve aşık tipi gibi saz çalıp söz söyler ama derviş gibi yaşayıp bir tarikata bağlanır. Dünyadan vazgeçiş ve Allah'ta yok olmayı yaşam biçimini seçerken aynı zamanda çevresindekilere de iyiliği ve güzelliği hikayleriyle sunma çabsındadır.

Olay metinlerindeki süreç' Halk Hikâyeleriyle' devam eder. Artık 15. ve 16 yy'ın Anadolu'sunda yaşama biçimine İslam dini şekil vermekte ve tekkeler çok önemli bir yerleşik güç merkezi olarak görülmektedir. Halk edebiyatında irticalen söz söyleme geleneği hala devam etmekte 'âşık tipi' adı verilen halk ozanları, ellerinde saz ile köy köy gezmekte ve manzum -mensur karışık 'halk hikâyeleri' söylemektedir. Aşık tipi hem ilahi aşkın hem beşeri aşkın hazzını ruhunda yaşatan, çok iyi usta-çırak eğitiminden geçmiş, özel yetenekli kişilerdir. Söyledikleri Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre gibi bir çok halk hikayeleri, o dönemde milli birliği ve bütünlüğü sağlayan ,ortak zevkleri çoğaltan bir misyon yüklenmiştir.Bu hikayelerde de tıpkı 'Dede Korkut'taki gibi değerli büyükler vardır ve gençlere öğüt verir, yol gösterir.İslami yönüyle de çok donanımlı olan bu 'Aşıklar' Türk kültürünü sözlü gelenek içerisinde 19. yy'a kadar taşır.Daha sonra Batı tarzına yenik düşer .Bir kısmı da dönüşür, adaptasyona uğrar.Bugün aşıklık geleneğinde sadece saz ve söz vardır.Aşıkların 'halk hikayeciliği' özelliği maalesef ölmüştür.

Halk hikayeciliği, Halk edebiyatı içinde yerini alırken ,olay çevresindeki edebi metinlerden olan ve divan edebiyatı içinde, bu şiirin gelenek özellikleriyle oluşan mesnevi'yi de atlamamak gerekir. Mesnevi 'Arap Edebiyatı'ndan' bize gelmiş fakat bizde çok gelişmiş bir nazım şeklidir. Türk divan şairleri 'mesnevi'yle çok güzel hikayeler yazmışlardır ,yazmışlardır diyorum çünkü bu eserler diğer halk hikayeleri gibi sözlü değil yazılı aktarımla ulaşmıştır okuyuculara....Halk hikayelerinden diğer farkı ise yüksek zümreye hitap etmesi ,süslü sanatlı bir dil kullanılması ve manzum olmasıdır. Fuzuli 'Leyla vü Mecnun' eseriyle mesnevinin en güzel örneğini yazar. Aynı coğrafya da farklı zevklerin ortaya çıkardığı hem mesnevi hem de halk hikayeleri 'olay çevresinde gelişen metinler 'olarak Cumhuriyet dönemi edebiyatına kadar devam eder.

Tanzimat Fermanı'nın ilanı ile başlayan ve Batı Edebiyatı etkisine giren Türk Edebiyatı artık yönünü değiştirmiş olduğu için edebiyata farklı bir boyut getirme çabasına girmiştir. İlk eserler hikaye ,romanda ve tiyatroda verilir,Fakat bu dönemde verilen eserlerin çoğu taklit ve adaptasyondur ta ki Ömer Seyfettin ‘in ilk hikayelerine kadar. Ömer Seyfettin 'olay hikayeciliğimizin' kurucusu olur ve Batı Tarzı Türk Edebiyatı'nın modern öykü formatındaki örneklerini verir.Fakat yazarın hikaye kaynaklarına baktığınızda Anadolu'nun Halk hikayeciliği de hemen görülür.Sait Faik'e kadar olay merkezli hikayelerde daha çok 'batılı aydın tipi ' hikayelerin baş kahramanı olur karşısında da 'yanlış batılılaşan aydın tipi'vardır. Sait Faik'le ' durum hikayeciliğine' geçiş yapan olay metinleri sadece bir gömlek yenilemiştir kendini; çünkü Sait Faik'le tip olgusu kırılmış ve olay ön plandan çıkarılmış, hareket azalmış ve karakterlerin ruhsal durumları daha çok ön plana çıkmıştır.

Batı tarzında olay metinleri sürecine baktığımızda ,20 yy'nin sonlarına doğru 'ben merkezli öykü' adı verilen teknoloji,sanayileşme,bireyselleşme gibi sorunların doğurduğu çıkmazdaki insan ve bunalımlar içinde kıvranan,varoluşçu insan modellerinin karakter olduğu hikayeler yazılmaya başlanır. Burada da tip yok gibidir ,ama gittikçe tipleşen karakterler vardır. Bu karakterler, kendi istekleri yerine geldikçe doyumsuzlaşan,hırçınlaşan ve bunalım içinde kıvranıp yalnızlaşan hatta şizofrenik davranışlara doğru kayan,bilgi ile teknoloji arasına sıkışmış,sürekli isteyen, akıl ile para arasında ruhunu kaybeden 'bilişik tip''lerdir ki bunlar mekan değişikliğini sadece ayrıntıda yaşayan kahramanlardır.

Bu hikaye türü kaynağını Sürrealizm ve Dadaizm biraz da fütürizm ve varoluşçuluktan alır. Bu türün en iyi örneklerini Oğuz Atay, Nezihe Meriç,Haldun Taner verir.

Demek ki 15 yy ‘dan , radyo ve televizyonun Türkiye'ye gelişine kadar prime time ‘de reyting rekorları kıran hikayeler daha çok 'halk hikayeleri' olmuş ve Türk hikayeciliğinde modern dönemde dahi halk hikayelerini anımsatan 'olay hikayeleri 'en çok okunan tür olarak karşımıza çıkmıştır. Bugün bu hikâyelerin senaryolaşıp TV kanallarında dizi ya da sinema olarak karşımıza geldiğini ve en çok seyretme oranlarının bu minvaldeki diziler olduğu gözden kaçırılmamalıdır.
Bugün en çok seyredilen dizi ve sinema filmlerinde aslında hala 15. yy'ın zevkine ait izler bulabilirsiniz. En basitinden Halk hikayelerindeki gibi iyi-kötü çatışması, iyilerin kazanması, kötülerin kaybetmesi, 'Dede Korkut' rolünde sözü dinlenen, hep öğüt veren,olacakları kestirebilen bir erkek ya da kadının olması ve her dizide hikayelerin arasına sıkıştırılmış şarkılar (manzum) ve müziklerin olması çok dikkat çekicidir. Türk halkının destandan hikâyeye kadarki gelişiminde takılıp kaldığı' Halk hikâyeleri' safhası bugün dizi ve sinema endüstrisinin en büyük para kaynağı olmaya devam etmektedir.
En yakın zamandan örnek verelim ki'Ezel '(daha önce Deli Yürek, Bir İstanbul Masalı, Ihlamurlar Altında vs)adlı dizi reyting rekorları kırıyor ve senaryodaki öyküye baktığınızda (benim bu bakış açımla bakarsanız bir kez) Halk hikâyeciliğinden öteye gidemediğimizi açıkça görebilirsiniz. Biz olay çevresindeki metinlerde belki 'Ben merkezli ' hikâye örnekleri veriyoruz fakat toplumsal zevk ve tercihimiz daha çok Halk hikâyelerinde gezinmeye devam ediyor. Belki bir gün reyting kaygıları duymayan yapımcılar, 21. yy ‘da bunalan,çıkmazlarında kaybolan,yalnızlığın acısını hayallerle dindiren ,bazı değer ve inançları kaybetmiş,gittikçe kültürel yozlaşma içinde yerini bulmayan,içsel sorgulamaların yapıldığı senaryo hikayeleri yazarlar da oturup kendimizi seyretme imkanı buluruz.






- 09.03.2010 22:30:03

Yazarın Diğer Yazıları

Siirkolik
Nurhan Arduc - 12.04.2010

Emeginize saglik kaleminiz hic susmasin diyor sayfaniza saygi ve sevgilerimi birakiyorum.

Sait Açıkgöz - 30.03.2010

Bir öğretmen derse başladı mı sesizce dinlemeli onu,çünkü öğrenmek gerek anlattıklarını, öğrenmek gerek ki kolay olsun yaşam, Hele edebiyatsa anlatılan ruhumuzla tattığımızın ne olduğunu bilelim,
Emeğine sağlık Öğretmenim.

Nebile Bakıcı - 14.03.2010

büyük emek..safiye hocam çok teşekkürler...
sevgi ve saygılar diliyorum )

Ahmet Saygı - 13.03.2010

Saygıdeğer Safiye Hocam verdiğiniz bilgilerle ufkumuzu genişlettiğiniz için teşekkür ederim.

Son paragraftaki düşüncelerinize katılıyorum inşallah o günler çok yakında gerçekleşecek...

Kaleminiz daim olsun...
Saygılarımla hocam....

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri