» Nazım Hikmet Ran şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni!)

Ayhan Helvacıoğlu - Dönemeç

HOŞ GELDİN ELA !

Günü aydınlatmak adına ilk ışıklar yeryüzüne düşmüştü belki ama sürekli yer değiştiren çılgın bulut tabakaları gökyüzünün parlaklığını gizliyor ve olasıdır ki güneşle dalgasını geçiyordu. Yattığım yerden göz kapaklarımı yarı aralayıp pencerenin camından izleyebiliyordum yukarıda olup biteni, havanın açık olduğu zamanlarda yıldızların o tükenmek bilmeyen gece dansını keyifle izlediğim gibi.

Benim için uykuda olmam gereken bir aralıkta zaman durmaksızın ilerlerken, olağanın çok dışında, gördüğüm düşün de etkisiyle erkenden uyanmıştım. Kuruyan dilim damağım, başucumda duran su şişesine saldırmamın nedeni oluvermişti birden. Dışarıdaki esintinin sesi, öteki odanın pencere havalandırmasından odaya girip içeride kısık olarak durmaksızın yirmi dört saat çalan müziğin sesiyle de karışarak kulaklarımı yalıyordu.

' Ne gördüm de uyandım ? ' diye düşündüm, oysa unutmuştum gördüğüm düşü, ne olduğu ve
içeriği konusunda çok da yormadım kendimi !

Görülen düşler, yatağa yattığınızda aklınızda olan ne varsa onlarla ilgili oluyor çoğu zaman. Eğer azıcık sıkıntılı ise düşündükleriniz, hemencecik düşlerinize de yansıyor. Bu nedenle değil midir ki uzmanlar güzel şeyler düşünmemizi söylerler çoğu zaman, tersini yaparsanız hem uyumanız güçleşir hem de gördüğünüz düşler sizi yorar yatakta, sabah da dinlenememiş bir biçimde uyanmak zorunda kalırsınız.

Göreceğim düş varsa eğer güzel olmasını dilediğimden, çoğu kez beni rahatsız edecek konulardan uzak durmaya çalışırım yattığımda, bu nedenledir ki çoğu zaman da yatar yatmaz uykuya dalarım. Hemen uykuya dalmamın nedeni yalnızca bu değil sizin de düşündüğünüz gibi.

Yaşamımızın o noktasından geriye doğru düşündüğümüzde yaptıklarımızdan dolayı bizi rahatsız edecek bir şeyin olup olmadığı da çok etkili bu konuda, ben böyle düşünüyorum en azından.

Günümüzün akıllı aygıtlarından birisi tam da görme alanım içinde kocaman kırmızı rakamlarıyla saati gösteriyordu hiç ses çıkarmaksızın. Bir an için annemin her saat başında ' dong, dong ' diye ses çıkaran duvar saati geldi aklıma, aşağıdaki salonun köşesinde ' anı olarak ' sessiz bir biçimde usul usul duruyor şimdi, sanki bozukmuşçasına !

İçinde bulunduğumuz yılların eğlence yerleri ile bizim çocukluk ve gençlik yıllarımızın benzeştiği bir nokta da bu. Gençlerin eğlence yerleri ve dinledikleri müzik öylesine gürültülü ki nasıl oturuyorlar ve rahatsız olmuyorlar anlamakta güçlük çekiyorum. Düşünmesinler, düşünemesinler ya da boşa zaman geçirsinler, beyinleri gelişmesin diye olabilir mi acaba !

Çok ama çok yukarıda bulunan yöneticiler böyle istemiyorlar mı ?

Bizler çocukluk ve gençlik yıllarımızda bu duvar saatlerinin seslerinden rahatsız olur, sık sık bozardık ses çıkarmasın diye, ya da zilin üzerine minik bir engelleyici koyardık sesinin verdiği rahatsızlıktan ötürü uykumuz bozulmasın diye.

Yine o bizim yaşta olanların alışmakta güçlük çektiği, ederi yüksek akıllı aygıtlardan bir başkası az öteden minik bir ses çıkardı, uykumun ortası olması ve benim bu sesi duymamam gerekirdi aslında.

Ne var ki olağan dışı bir gündü, beklediğim güzel bir bilgi vardı uzaklardan. Yavaş bir biçimde doğrulup önce oturma biçimine geçtim ve sonra da usulca kalktım yataktan, ön odaya geçip iletişim aygıtını aldım elime.

Dakikalar öncesi gerçekleşen bir doğumun hemen ardından bebeğin ilk fotoğrafı pırıl pırıl parlıyordu ellerimde. Bir an için minik bebek ellerimde diye düşünüp öteki elimi de koydum diğer elimin altına, sonra da güldüm kendi kendime.

Olağanüstüydü...

Bakarken bile uzakta durmaya çalışıyor gibiydim, inanamıyordum.

Nasıl bir duygu içindeyse sağ elinin kıvrılmış olan baş parmağı, yanağının üzerinden işaret, orta ve yüzük parmağının üçünü birlikte iterken, serçe parmağı ise bu eyleme karşı çıkarcasına bir açıyla yukarı doğru duruyordu. Sanırım özgürlüğüne kavuşmuş olmanın ilk sezgileriyle olsa gerek azıcık bağırma biçimi nedeniyle üst dudağın yukarıda olduğu kocaman açılmış bir ağız ve burun delikleri ve de alabildiğine kısılmış yumuk gözlerle

' heeeeeey, savulun ben geldim ' der gibiydi.

Anne karnından dışarı çıkmış olduğu bu ilk günün sabahında kimseden çekinmediğini gösteren havalı bir görünümü vardı. Yuvarlak ve azıcık da etli çenesinden aldığı güçle açık olan ağzından dışarı çıkan sözcükleri okumak için benim gözlemim yeterli değildi anlaşılan; belki de büyüdüğünde bunun anlamını kendisine sormalıydım.

Geceleri yıldızların gökyüzünde pırıl pırıl parlayışları vardır ya hani, uzun uzun baktığınızda gözünüzü alır ya arada bir. Öyle bir şeydi sanki...

Tam olarak rahatladığım söylenemezdi daha, annenin de sağlık içinde olduğunu görmek için azıcık daha beklemem gerektiğini biliyordum.

Pencereden dışarıya doğru çevirdim yüzümü, havanın kararmasıyla birlikte nasıl bir gök gürültüsü anlatamam, şimşekler çakıyordu durmaksızın, görüş aralığı epeyce düşüktü. Arkada bulunan kocaman çam ağaçları öylesine sallanıyordu ki o gürültülerle birlikte, doğa ayaklanmıştı sanki.

Kısa zaman aralığı içinde o çok güçlü yeli de arkasına alarak öylesine bir yağmur başladı ki. Bilirsiniz, doğa olaylarında bu türlü çabuk yer değiştirmeler olumsuzluklara yol açar çoğu zaman, işte bu nedenle hiç ürkmedim dersem yalan olur. Epeyce de sürdü böyle, sonra içindeki yükünü boşaltmış olmanın verdiği rahatlıkla yavaş bir biçimde yukarıya doğru yükselmeye ve uzaklaşmaya başladı bulutlar, anlaşıldı ki doğanın olağan dışı gösterisi sonlanıyordu yavaş yavaş. Yağmur da giderek zayıflamış ve serpintiye dönüşmüştü, pusu dağılıyor ve ortalık aydınlanıyordu artık.

Oğlumdan beklediğim son fotoğrafı da, yani ikinci kez anne olan kızımın rahatlamış güleç yüzünü de akıllı aygıtın camında görünce tümüyle rahatlamıştım. Derin bir nefes aldım önce, uzaklara doğru bakındım, görüş uzaklığı da artmış ve denizin yağmur sonrası oluşan kirli maviliği doldurmuştu gözümü.

' Bu nasıl bir doğumdur ELA kızım ? ' dedim kendi kendime, eskilerin deyimiyle hayra yordum her şeyi, bolluğa ve bolca aydınlığa yordum.

Öylesine güçlü ve güzel yağdı ki uzunca bir zamandır kurak giden günlerin ardından gerçekten çok özlemişim yağmuru. Açık pencere aralığından içeriye doluşan toprak kokusu burnuma iyi gelmiş olacak ki, doyasıya çektim içime doğru; bir kez daha, bir kez daha...

İlk erkek torunumdan üç yıl bir ay sonra dedeliğe ikinci adımımdı bu ve yine ayın on sekiziydi, bu kez ay değişmişti yalnızca. İlkinde nasıl mutlu olduysam aynı duygularla ikincisinde de çok mutluydum diyemiyorum.

Çünkü EGE doğduğunda annem ölüme çok yakındı, dizüstü bilgisayardan onun ilk fotoğrafını gösterdiğimde yüzünde oluşan gülümseme belli belirsizdi, sevinememişti sanki. Sonrasında da hafta geçmeden yitirmiştim annemi; önce doğumu sonra ölümü yaşamıştım bir hafta gibi çok kısa zaman aralığında. Yaşamın böyle de bir yanı vardı istesek de istemesek de.

Rahatlamamın ardından sürekli bir iletişim başlamıştı artık, duyan ve sevincimi paylaşan arkadaşlarım ve yakınlarım beni yalnız bırakmıyordu. Kimisi konuşarak kimi de yazarak iletiyordu duygularını.

Mutluluğum paylaştıkça büyüyor ve artıyordu, ağzım kulaklarımdaydı, olsundu da.

Havanın akşama dek kapalı olacağını düşünürken bir anda güneşin çıktığını görünce, kendimi duygu yoğunluğu içinde dışarı nasıl attığımı bilmiyorum. Yeniden kapanıp yağacağını düşünerek bu zamanı yürüyüşle değerlendirmeliydim. Öyle ya son günlerdeki özlem dolu bekleyiş mutlu bir biçimde sonlanmıştı,ben nasıl rahatlamışsam hava ve toprak da yağmur sonrası benim gibiydi.

Yokuşu nasıl da indim aşağıya doğru, o da nesi !

Sığacık, Sığacık, Sığacık...

Ama yani, yok böyle bir kalabalık...

Tüm insanlar sanki üstüme üstüme geliyordu, olamazdı böyle bir şey !

Kalenin ucundan dönüp açıklığa gidinceye dek epeyce zamanım geçti. O arada bir de kaldırıma park etmiş olan araçla burun buruna gelmedim mi; neredeyse dizlerimi kıracaktım. Böylesine kalabalık bir günde daracık kaldırımı kapatmak, yayaların geçişini engellemek, nasıl bir düşünce biçimidir anlamakta güçlük çekiyorum gerçekten.

Neyse ki kalabalıktan çıktım ve yürüyüşümü sürdürebildim.

İyi de nereye gidiyordum, ayaklarım beni sürüklüyordu ama nereye.

Bir süre sonra baktım ki annemin yanına gelmişim, demek ki onu ELA ‘ nın gelişi ile ilgili olarak bilgilendirmem gerekiyormuş ki ayaklarım beni oraya getirmiş.

Öncelikle ikinci kez dede oluşumu söyledim ona, sağlığında benden istediklerini de biliyorum ya, görevimi yerine getirip kalktım yanından.

Az ötede, bana yakın yaşta olduğunu düşündüğüm bir adam beni izliyormuş o arada, yaklaşıp gülümsedi. Azıcık daha yanına doğru yanaşınca konuşmaya başladı benimle, tanımıyordum ama dinlemeye başladım.

' Ben de her sabah geliyorum buraya, toprağına dokunuyorum, öpüyorum toprağını. Sonra eve dönüyorum ama akşama doğru yeniden geliyorum. Aşkım benim, o burada yatıyor, yakın zaman önce yitirdim. '

deyince kendimi güçlükle tuttum. Konuşmanın başı neyse de sonu çok ağlamaklı olunca ben de öyle oluverdim. Üzüntümü belirten bir iki sözcük ağzımdan güçlükle çıktı, çabuk bir biçimde uzaklaştım sonra.

' Ne aşk ! ' dedim kendi kendime.

Derler ya bazı uzmanlar ' aşk kısa sürelidir ' diye hani.

Gelip de görsünler böylelerini, kısa süreli mi uzun süreli mi !


Martı sesleri ile kıyıda bulunan balıkçıllara takıldı gözüm, akşam saatleri yaklaşıyor olacak ki küçük teknelerin koya dönüşleri başlamıştı. Kısa süreliğine deniz kıyısında keyif çatanlar da yavaş yavaş topluyorlardı masalarını. Bulutlar yeniden çoğalmaya başlamıştı ve esen yelle birlikte yer değiştiriyorlardı sürekli olarak. Uzaktan görebildiğim kalabalığın da dağılmaya başladığıydı.

Bu gece yine yağmur yağacaktı anlaşılan, yıldızlar yine gökyüzünde olacak ama ben göremeyecektim.
Şu tepemde çoğalan kara bulutların yüzünden yani. Düşlerimi erteleyeceğim anlamı taşımıyordu ki bu, varsın görünmesinlerdi bu gece gözüme, değil mi ya !

Aslında üç yüz yıl önce Halley ‘ in komşusu olarak doğmalıymışım ben, sonra da Newton ‘ la arkadaş olmalı ve onlarla birlikte izlemeliymişim yıldızları, yardım etmeliymişim onlara. Belki benim de bir kuyrukluyıldızım olurdu değil mi ya !

Söz gelişi canım.

Yok yok, ben geri alıyorum bu son söylediklerimi.

ELA ile EGE ‘ nin Ayhan Dedesi olmak her şeyden daha güzel...

Hoş geldin ELA kızım, EGE Abin seni çok sevecek...

Oğlumla kızıma da çok teşekkür ediyorum bu armağanları için, umarım ve dilerim ki sağlıkla büyütürler...


Mutlu olun, her şey gönlünüzce olsun...

Sağlıcakla kalın efeeeeem...


- 23.11.2017 02:42:07

Yazarın Diğer Yazıları

Ayhan Helvacıoğlu - 28.11.2017

Çok teşekkür ederim arkadaşım, sizin de bildiğiniz gibi torunlar çok seviliyor, dede olmanın mutluluğu bambaşka bir şey.

Umarım ve dilerim ki yalnız bizimkilerin değil, tüm çocukların geleceği başarılı, sağlıklı, mutlu ve sevgi dolu olur.
Savaşların olmadığı, barışın ve kardeşliğin egemen olduğu; acıdan, açlıktan ve gözyaşından uzak bir yaşamları olur umarım.

Işın Ergüney - 26.11.2017

Şanslı torun Ela

Daha dünyaya gözlerini açtığı an böyle bir dedesi olduğu için çok şanslı bir kız.

Allah analı babalı, sağlıklı upuzun bir ömür nasip eylesin arkadaşım.

Ayhan Helvacıoğlu - 25.11.2017

Çok teşekkür ederim Serkan Bey !

Hayırlı ve de uğurlu olsun bu arada. Umarım ve dilerim ki her şey gönlünüzce olur.

Serkan Bektaş - 23.11.2017

Ne büyük mutluluk! Allah analı babalı büyütsün inşallah!

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri