» Ahmet Telli şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni)

Ayça Özbay - BU KÖŞE "SEN" KÖŞESİ

Bilinç Genişledikçe Mana Derinleşir


İnsanlar olarak birbirinden çok farklı yaşam deneyimleri yaşıyor olsak da, yaşananların bilinç durumlarımıza göre örtüştüğü manalar o kadar da farklı değildir.

Kişilik özelliklerimiz, ailemiz, çevremiz gibi etkiler doğrultusunda oluşturmuş olduğumuz zihinsel kalıplardan, düşünme yöntem ve sınırlamalarından sıyrılırken; her şeyi algılama şeklimiz, her şeyin bizdeki manası derinleşir.

Bilinç katman katmandır.

Bilinci iç içe geçmiş genişleyen çemberler olarak düşünürsek; her daha geniş katmanda madde, kavram ve durumların bizdeki manaları değişir, derinleşir.

İletişim içinde, tam olarak bizim kendimizi algıladığımız şekilde algılanamasak ve diğerini tam olarak kendisini algıladığı şekilde algılayamasak da; aynı dili konuştuğumuz kişiler, aynı bilinç seviyesinde olduklarımızdır.

Bir kademe daha geniş bir algıya sahip olan insan, bir önceki katmandaki algıya sahip olan bir insanı çok iyi anlayabilir. Çünkü o algılama şeklini yaşamış, bilmiş ve geçebilmiştir.
Ancak, bilinci daha dar olan katmanda bulunan bir insan, bilinci daha geniş katmanda olan bir insanı anlayamaz. Bilincin ilk katmanlarında anlaşılamayan her şey ‘güvensiz alan' manası taşıdığından, korkar. Ya ondan uzak durur ya da saldırır. Kendince haksız da değildir. Bilinmeyen bir alanda düşünmenin, hissetmenin, hareket etmenin; hem egosal hem de duygusal olarak kolay olduğu söylenemez.

Maddelerin algılanan manalarını, bilinç katmanlarına göre örnekleyelim.

Kahramanımız bir kristal bardak olsun. Bir insanın kristal bardağı, bilinci genişledikçe derinleşen algılama şekillerini ele alalım.

-En dar çemberde o çok sevilen kristal bardak görülüyor.
Algı şöyle:
'Bu bardak kristal ve çok değerli. Bu kristal bardağa sahip olduğum için ben de çok değerliyim.'

-Bir üst katmanda yani çemberin biraz daha genişlemiş halindeki bilinç seviyesinde algı:
'Bu sevdiğim kristal bardak. Bana çok sevdiğim x arkadaşım almıştı. O gün ne güzel bir gündü. Bu x kişi benim için ne kadar da değerli. Bu hayatta benim için neler neler yaptı.'
Onun aldığı bu bardağı beğenmeyene bile etmedik laf bırakılmaz. Şartlanmış bir savunma içindedir insan. Bardağı kişiyle, kişiye yüklediği anlamlarla bütünleştirir. Bardağın kristal ve değerli olması biraz önemini yitirmiştir bu katmanda ama hala önemlidir.

-Çemberin daha geniş olan kısmında algı:
'Ben çok değerli olduğum için bu kişi bana bu değerli bardağı aldı. E alacak tabi. Hatta bu doğum günümde aldığı şeyi beğenmedim, ona bunu almasını hiç yakıştıramadım. Pek de zevkli biri değildir zaten. Benim gibi muhteşem birine aldığı şu şeye bak. Etrafımda hiç kimse benim kadar zevkli, düşünceli, iyi, yardımsever değil zaten. Kıymetim anlaşılmıyor. Kimse beni anlamıyor. Kimse beni hak ettiğim şekilde sevmiyor. Hak ettiğim değeri görmüyorum. Zavallı ben... Yine de bu bardak güzel. Güzel bir bardağım var.'

-Bilinç biraz daha genişlediğinde kristal bardağın algılanma şekli:
'Bardak mardak istemiyorum. Benim için hiçbir değeri yok. Suyu musluktan elimi dayayıp içerim, yeter ki kıymetim anlaşılsın, sevildiğim hissettirilsin.'
Yaşamı bu bilinç katmanında algılayan insan, sevgi dolu biri olduğunu zannetse de; aslında her şeyin ve herkesin ve tabii kendinin de değerini, belirli davranışlar koşuluyla yargı süzgecinden geçirmektedir. Yani sevmekle uzaktan yakından alakası olmayan, sevdiğini söylediği kişileri ve tabii kendini, zihinsel kalıplarına uygunluğunu baz alarak her davranışında sözle ya da içsel olarak eleştiren, yargılayan, beklentileriyle var oluşunun özgürlüğünü kısıtlayan aslında kendisidir.
Sevildiğini sevebildiği kadar hissedebileceğini bilmez ki...

-Çemberin biraz daha geniş olan kısmında, daha genişlemiş olan bir bilinçte bardağın insandaki manası:
Suyunu her seferinde musluktan eliyle olmasa da çok daha basit bir bardakla içerken de değerli hissetmeye başlamıştır. Kristal bardak dolabın bir köşesinde durur.
Eğer bu algıya gelebilmişse insan, mutlaka ‘sevilmemek' olarak algıladığı şeylerle kendi içinde yüzleşebilmiş; kendi kısıtlı algısıyla düşündükleri, hissettikleri ve bunlara göre seçmiş olduğu davranışlarını idrak etmenin verdiği acının içinden geçebilme cesaretini gösterebilmiş; kendini değiştirmek üzere esaslı bir çabaya girebilmiş; derin, çok derin düşünebilmeye başlamış; yüksek bir iradeyle, o zamana dek kurgulamış olduğu zihin kalıplarından sıyrılmaya, hayatın içinde de kendini, düşüncelerini, hareketlerini temizlemeye başlamayı başarabilmiştir.

-Çemberin daha da geniş olan bu kısmına gelmeden, en derin manadaki o ilahi olduğu söylenen aşk insana ulaşamaz.
Bu bilinç seviyesindeki bardak algısı:
'Bu kristal bardak, şu tahta bardak, şu renkli bardak, şu kırık bardak...
Ey bardak! Sen nasıl bir nimetsin ey bardak!'
Kelimelerin, düşüncelerin bittiği noktadır. Bardağa ve her bir şeye bakar bakar, aşk ile gözünden akan yaşlarla coşar da coşar.

-Daha geniş bilinç seviyesinde algı:
'Ben ‘şimdiye dek zannetmiş olduğum ben olarak' var mıyım ki, bardak var olsun...'
Yaşamı; düşünceyi kısıtlayan, alışık olduğu öğrenilmiş kalıpların dışından, yalnızca gözlemci olarak görebildiğinde ‘yok'luğun eminliğini taşır insan.
'Ben ‘yok'um.'
'Bardak ‘yok'.'

-Ve bilinç çemberinin daha da geniş kısmında mana:
'Bu yaşam ben'imle var.
Ben bildiğim ben olarak ‘yok'sam da şimdi ve burada ‘var'ım. Şimdi ve burada...
Bu çok değerli. O zaman bu bardak da ‘var' ve olduğu gibi çok güzel ve o da çok değerli.
Ben bir insan'ım. Bu da bir bardak.
Bu bardağın bana nasıl ulaştığının ve ulaşma şekline verdiğim manaların bu bardakla bir ilgisi yok. Ulaştıranın ben'deki manası ve değeri de bambaşka bir derinliktedir. Bu yalnızca bir bardak ve ben bu bardağı seviyorum' der insan.
Bardağı sevmesinin, bardağın özellikleriyle veya kendisi için işlevselliğiyle ilgisi yoktur. Yalnızca kendi ‘var' olduğu alanda onun da ‘var' olmasından dolayı seviyordur. ‘Var' edileni seviyordur.
'Bütün bunların idrakına vesile olan her an'a teşekkür ve şükür' bilinciyle yaşar.

-Sonraki bilinç katmanında algı:
Bardağın özellikleri, o kişinin o bardakla içeceği şeyi içmekten keyif almasına uygun değilse, (mesela içme kısmı dar olabilir, aldığı içecek miktarı az olabilir veya çok olabilir) içeceğini daha keyifle, daha yüksek duygularla içebilmesine uygun başka bir bardak seçer ve onunla içer ne içecekse.
Bunun yalnızca bir seçim olduğunun ve her bardağın eşit değere sahip olduğunun bilincindedir.
Yaşam alanında bulunmasını tercih ettiği çok değerli bardağının kırılmamasına, renginin solmamasına özen gösterir. Bulaşık makinasında değil de elinde yıkar mesela.

-Daha da genişlemiş bilinç katmanında algı:
İnsan, bu çember genişliğinde; mana algısı bu katmana taşınırken ruhsal, zihinsel ve maddesel olarak idrak etmiş olduğu birçok gerçekle ve bütün var'lıkların bütünlüğünün bilinciyle yaşar.

Bilinç genişledikçe mana derinleşir.
Bu gerçeği farklı öğretilerin içinde farklı başlıklarla görürüz.
Hiç kimse, hiç kimsenin bilincini, kişinin kendisinin yerine genişletemez. Yalnızca içtenlikli niyeti olana yardımcı olunabilir.

Yolculuk 'tek başınadır.'
Aslolan yol'dur.
Yol bitmez.

İyi günde, kötü günde, yol'da, bir'likte, bütünlükte keyifli paylaşımlar dilerim.
Daima sevgiyle...

Ayça Özbay


- 6.11.2016 16:01:54

Yazarın Diğer Yazıları

Bu yazıya henüz yazılmamış.

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri